Etiket: su

  • KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, özellikle sıcaklığın en yüksek hissedildiği bu günlerde sıklıkla başvurulan klimalarla ilgili uyarılarda bulundu.

    Sıcak havalarda oda ısısını düşürerek konforlu bir ortam yaratmak için kullanılan klimaların, aynı zamanda hava yolu ile bulaşan mikroorganizmaların da kaynağı olabilmekte ve sağlığımız açısından ciddi sorunlara neden olabildiğine işaret eden Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, “Klimadan kaynaklanan sağlık sorunları genelde klimanın aşırı kullanımı nedeniyle görülmektedir. Uzaktan kumanda ile basit bir parmak dokunuşu ile çalıştırabilme imkânı bulduğumuz klimalar, gereğinden fazla kullanımda değişlik sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    Vücut ani sıcak ve soğuk hava değişimlerine karşı kendini koruyamadığı için bu durum başta solunum yolu hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa sebep oluyor. Vücuttaki termostat kendi ısısını bu kadar hızlı düzenleyemez. Bu nedenle iki ortam arasındaki geçiş yavaş olmalıdır. Genellikle sıcaklardan bunalanlar, klimaları çalıştırarak bir an önce sıcak ortamdan serin ortama geçmek istiyorlar. Oysa klimaların ortamı belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş soğutmak için kullanılması gerekiyor. Örneğin, dışarıda sıcaklık 40 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklığın aralıklarla 5’er derece düşürülmesinde fayda var” dedi.

    Başhekim Sezikli, klimaların yol açtığı rahatsızlıklarla ilgili de verdiği bilgide; “Klima çarpması” Klimanın üflediği serin havanın karşısında durmak pek doğru değil; hele de dışarıdan terlemiş olarak gelmişseniz. Terin üzerinizde aniden soğuması ‘klima çarpmasına’ sebep olabilir. Boynunuz tutulabilir, başınızı çeviremezsiniz; nefes alırken göğsünüzde bıçak batar gibi ağrılarınız olabilir. Havanın doğrudan vücudunuza gelmemesi için klimaların ayarlanabilen kanatçıklarından yararlanabilirsiniz.

    Klimayı çok düşük değerlere ayarlamak sağlık için doğru değil. İdeali, ısının 23-24 derece arasında, nispi nemin de %40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmasıdır.

    “Klima ateşi” Klima ateşine, air-condition sistemlerinden başka, evlerde kullanılan ve halkımızın kısaca “soğuk buhar” diye bildikleri nem yapıcı aletler ile akciğer hastalarına solunum yoluyla ilaç vermeye yarayan nebülizatör denilen aletler de neden olabilirler.

    Hastalık, mikroplarla kirlenmiş air-condition veya nemlendirme sistemlerine maruz kalındıktan birkaç saat sonra ateşli bir hastalık gibi başlar. Belirtilerin ortaya çıkması nadiren 12 saati de bulabilir.

    Şikâyetler genellikle hafta başında veya tatil veya dönüş günlerinde görülür. Bir süre kullanılmayan klimaların ilk çalıştığı günlerde de belirtiler daha fazladır.

    Hastalarda ateş, titreme, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk, halsizlik, bitkinlik… gibi daha çok gribi hatırlatan şikayetler vardır. İş yerine geldikten birkaç saat sonra başlayan belirtiler akşama doğru şiddetlenir ve gece eve döndükten sonra da devam ederse de, hastaların çoğu 24-48 saat içinde tamamen düzelirler. Bazı hastalarda nadiren şiddeti çok fazla olmayan öksürük, nefes darlığı ve çarpıntı gibi yakınmalar da olabilir.

    “Alerjik zatürre” Klimaların sebep olduğu alerjik zatürree çocuklarda da görülebilirse de, daha çok 50 yaşın üzerinde olanlarda ve diğer akciğer hastalıklarının aksine sigara içmeyenlerde daha çok saptanır.

    Tıp dilinde ventilasyon pnömonitisi olarak isimlendirilen alerjik zatürreeye, air-condition sistemlerinin nemlendirme bölümünde üreyen ve küf mantarları ve bazı bakteriler neden olmaktadır.

    Klima ateşi ve alerjik zatürrenin önlenmesi, bu tür nemlendiricilerin su haznelerinin doğru bakımı ile mümkündür. Klima ve nemlendiricilerin bakımlarına özen gösterilmeli ve talimatlara uygun kullanılmalıdır. Bu aletlerde musluk suyu yerine distile veya demineralize su tercih edilmelidir.

    Nemlendiriciler çamaşır suyu gibi dezenfektanlarla zaman zaman temizlenmelidir.

    “Klima hastalığı (akciğer zatüresi-lejyoner hastalığı)” Klima yoluyla bulaşan en önemli hastalık “klima hastalığı” olarak da adlandırılan “lejyoner hastalığı”dır. Lejyoner hastalığı, Legionelle pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir.

    Bakteri klima sistemlerinin yanı sıra otel, hastane vb büyük yapıların su sistemlerinde de (soğutma kuleleri, su depoları, su dağıtım kanalları) bulunabilmektedir. Havaya dağılan bu bakterinin solunum yolu ile kişilerin vücuduna girmesi ile hastalık (zatürre) oluşmaktadır. Hastalığın en önemli belirtileri kuru öksürük, bulantı kusma, ishal, yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve ateştir. Diğer zatürrelerden farklı olarak bu hastalıkta ishal daha yüksek oranda görülür. Hastalık otel, büyük ölçekli gemiler ve hastanelerde salgına neden olabilmektedir. Hastalığın önemli bir özelliği insandan insana bulaşmamasıdır. Bu nedenle bu hastalığı bulunan insanlardan kaçınmak doğru değildir.

    Legionella pneumophilia bakterisi zatürre dışında sadece ateş ile seyreden ve hafif bir hastalık tablosu olan Pontiak ateşine de neden olabilir. Klimalı sistemlerin bulunduğu otel, işyeri ve evlerde yaşayanlar veya çalışan kişiler bu hastalık açısından risk altındadır. Bu bakterinin bulaştığı herkeste hastalık oluşmaz. Özellikle şeker ve kanser hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişiler, alkolikler, siroz hastaları ve sigara içen kişilerde hastalık oluşma riski daha fazladır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör sigara içilmesidir.

    Lejyonella hastalığının tedavisi belirli antibiyotikler ile yapılabilmektedir. Antibiyotiklerin hastalığın erken döneminde başlatılması tedavinin etkinliğini artırmaktadır. Bu nedenle klimalı ortamda bulunan kişilerde yukarda bahsedilen şikayetlerin meydana gelmesi halinde, bunu basit bir gribal enfeksiyon olarak değerlendirmeyip, bunun klimaya bağı bir zatürre olabileceğini akılda bulundurup tetkikler için uzman bir doktora başvurulmalıdır.

    “Özellikle merkezi iklimlendirme sistemlerine sahip binalarda olmak üzere, bu hastalığın ve etken bakterinin yayılımını önlemek üzere Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi önlemler alınmış, takibi sıkı olarak devam etmektedir. Öyleyse faydalı olan bu icadın zararsız bir şekilde kullanımı için basit kontrol önlemlerine uymakta fayda var. Su hazneli soğutma sistemlerinde mutlaka yaz başı ve yaz sonunda klima bakımının yapılması, temizlik ve dezenfeksiyonunun yapılması, filtrelerinin temizlenmesi veya değiştirilmesi gerekmektedir. Sulu sistem ile çalışan taşınabilir klimalar için de aynısı geçerlidir. Split denilen, gazlı iklimlendirme yapan sistemlerde ise bakım ve temizlik yeterlidir. Bu önlemlere dikkat ederek ve aşırı kullanımdan kaçınarak klimaların konforundan azami fayda görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.

  • SICAK HAVALARA DİKKAT

    SICAK HAVALARA DİKKAT

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, aşırı sıcaklara karşı uyarılardan bulunarak, sıcak havaların insan sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte mevsim normallerinin üzerine çıkan hava sıcaklıklarından korunmanın yollarıyla ilgili tavsiyelerde bulunan Başhekim Selçuk Sezikli, “Özellikle çocukların, yaşlıların, kalp, akciğer solunum ve tansiyon hastalığı bulunan kişilerin, hamilelerin, kilo sorunu olan kişilerin daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Çok sıcak havalarda ve rutubetin arttığı durumlarda 37 dereceye kadar normal olan vücut ısısı 40-41 dereceye kadar yükselebilir. Aşırı sıcağa maruz kalan bir kişinin beynindeki ısı ayarlama merkezinin fonksiyonu bozulur ve ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar” dedi.

    Sıcak havalarda meydana gelebilecek fiziksel kramplara karşı uyarılarda bulunan Sezikli, “Fiziksel aktivite ile beraber terlemeye bağlı vücutta hızlı bir şekilde meydana gelen su ve tuz kaybı sonucu oluşur. Belirtileri, karın bacak ve kol kaslarında ağrılı spazmların oluşumudur. Sıcak krampları için tıbbi bir tedaviye gerek yoktur. Kişi kramplardan sonra en azından birkaç saat için fiziksel aktiviteyi durdurmalı sulu- mineralli içecekler tüketmeleri gerektiğini söyleyerek, sıcak bitkinliği, yorgunluk, halsizlik, bayılma hissi, yükselen ateş, kalbin daha hızlı çarpması, belirtilerindendir. Bilinç kaybı yoktur. Kişi serin bir yerde bacakları baş seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzanmalı, sıkı giysilerini gevşetmeli, sıvı- mineralli içecekler almalıdır. Kişinin durumu gözlenmelidir. Sıcak ve nemli havalarda aşırı terlemeye bağlı olarak derinin tahriş olması sonucu ortaya çıkan pütürcüklerdir. Vücudun daha çok boyun koltuk altı dirsek içi gibi kıvrımlarında görülür. Her yaşta ve herkeste görülebilmekle beraber bebeklerde görülmesi daha sıktır. Kızarık bölgeler kuru tutulmalı, daha serin daha nemsiz ortam sağlanmalıdır. Güneş yanıklarından korunmak gerektiğini söyleyen Başhekim Sezikli, “Güneş yanıkları uzun süre güneş ışığına maruz kalmakla meydana gelir. Etkilenen kişide deride kızarıklık, su toplama, yüksek ateş, şiddetli ağrı-acı şikâyetleri görülür. Güneş yanıklarından korunmak için özellikle güneş ışınlarının en şiddetli olduğu 11.00-16.00 saatleri arası güneşe çıkmamaya özen gösterilmelidir. Güneş yanığı olan yerler ilk olarak soğutulmalıdır. Yağ, salça, yoğurt ve diş macunu kesinlikle sürülmemelidir. Bir hekime danışarak tıbbi losyon kullanılmalıdır. Güneş veya sıcak çarpması kalıcı hasarlara neden olabilir. Aşırı sıcağa maruz kalmak sonucu bedenin vücut sıcaklığını sabit tutma mekanizmasının bozulmasıyla ortaya çıkar. Hayati tehlikesi olan bir durumdur. Güneş veya sıcak çarpmasının belirtileri, çok yüksek ateş. (40-41 derece) Vücudun terleme olayını gerçekleştirememesi. Halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ciltte aşırı kuruluk, kusma, bulantı, bilinç kaybı, görme netliğinin bozulması, el ayak hareketlerinin kontrolünde hâkimiyet kaybıdır. Bu belirtiler görüldüğünde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diye konuştu.

  • 100. YILDA DOĞAYLA İÇ İÇE

    100. YILDA DOĞAYLA İÇ İÇE

    Yemyeşil ve eşsiz güzellikteki doğası ile misafirlerine huzur dolu anlar yaşatan Boraboy Gölü ve Tabiat Parkı’nda, Amasya Tamimi’nin 100. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde Amasya Orman Bölge Müdürlüğü’nün organizesiyle doğa yürüyüşü düzenlendi.

    İnsanoğlunun var olduğu ilk günden bu güne soluduğumuz temiz havadan, yediğimiz her lokmaya ve içtiğimiz her yudum suya kadar doğadan elde ederek yaşıyoruz.

    Dünyada ve ülkemizde toplumun ormandan beklentileri artarak çeşitlenmiş ve ormanların sosyokültürel fonksiyonları daha da önem kazanmıştır.

    Günümüzde toplumların beklentileri yeşil alanların çoğaltılması yönündedir.

    Bu nedenle binlerce canlı türün yaşadığı ormanlar ve doğanın yaşaması için harekete geçmek, her bir insan için nefes alıp vermek kadar önemlidir.

    Onun için; ormanlarımızı birlikte koruyalım ve çoğaltalım.

    Orman varsa; içecek su, alacak oksijen, sağlıklı yaşam vardır.

    Doğal dokuya uygun olarak gölün etrafına yapılan gezi Amasya Orman İşletme Müdürlüğünün organizasyonuyla farkındalık oluşturmak için Boraboy Gölü Tabiat Park’ında gerçekleştirilen doğa yürüyüşüne Amasya Valisi Dr. Osman Varol, Amasya Orman Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Demirbağ Orman İşletme Müdürü Uğur Tamer Çelik, Kurum Amirleri ve vatandaşlar katıldılar.

    Doğa yürüyüşünün sonunda katılımcılara yapılan ikramlarla etkinlik sonlandırıldı.

     

  • AMASYA’NIN ŞEFKATLİ POLİSLERİ

    AMASYA’NIN ŞEFKATLİ POLİSLERİ

    Amasya Emniyet Müdürlüğünde çalışan Öztürk, sıcaktan bunalan ve çeşme yanında dolaşan köpeğe çeşmeyi açarak elleriyle su içirdi.

    Amasya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünde çalışan Yusuf Öztürk, yaptığı davranışla çevredekilerin takdirini topladı. Sıcaktan bunalan ve çeşme yanında dolaşan köpeğin susadığını gördü. Bunun üzerine Öztürk, çeşmeyi açarak elleriyle köpeğe su içirdi. Daha sonrasında polis memuru Öztürk, köpeği sevmeyi ihmal etmedi. Suyunu içen köpek gözden kayboldu.

  • YEŞİLIRMAK TEMİZLENİYOR

    YEŞİLIRMAK TEMİZLENİYOR

    Amasya’nın can damarı olan Yeşilırmak, ihmal kurbanı oluyor. Yeşilırmak’tan bayram tatilinde yağ tabakalarının akması dikkat çekti. Yeşilırmak’taki kirliliğe nihayet çözüm bulundu.
    Amasya’nın içinden geçen ve Amasya’ya değer katan Yeşilırmak, kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya.
    Özellikle de köy kanalizasyonların ırmağa akıtılması en büyük sorun.
    Yeşilırmak yatağında olan, ya da ırmağa akan deresi bulunan bazı köylerden, ırmağa kanalizasyon giderleri bırakılıyor.
    Köy içlerinde yapılan ortak alt yapı sistemleri foseptik çukurlarına bağlanarak çevreyi kirletmesi önlenebiliyor.
    Ancak Amasya Merkez dâhil bazı köylerin kanalizasyonlarının ırmağa aktığı gözlenmekte.
    Atıklarla kirlenen Yeşilırmak’ı yeniden balık ölümlerin yaşanabileceğine dikkat çeken vatandaşlar tepki gösterirdi. Bu soruna bir an evvel çözüm bulunmasını istediler. Yetkililerin soruna çözüm bulmasını isteyen Amasyalılar, kirliliğin devam etmesi durumunda ırmaktaki balıkların tamamının öleceğini söyledi. Bu durum göz önüne alınarak yetkililer bu konuda çalışmaları başlattı.

    “Gizlenecek Gibi Değil”
    Diğer yandan ırmak kenarlarına atılan çöpler de görüntü kirliliği oluşturuyor. Artık yetkililerin uyarılarda bulunarak uyarılara uymayan kurum, iş yeri ve mesken sahiplerine gerekli işlemlerin yapılmasını istediler. Tarihi ve turistlik yerleri ile bölgenin gün geçtikçe adeta cazibe merkezi haline gelmeye başlayan Amasya’da Tarihi Köprüler ve yeni yapılan köprüler üzerinde fotoğraf çekmek için gelen yerli ve yabancı turistler çevre kirliliği karşısında şaşkınlıklarını gizlemiyorlar. Yeşilırmak suyu üzerinde ve su kenarında oluşan çöp yığınları ve kamışlardan oluşan adacıkların sağlık açısından tehlike saçtığı ve yetkililerin hiçbir işlem yapmamasının anlamsız olduğunu dile getiriyorlar.

    Tarımsal Sulamanın Uygun Olmayışı
    Yeşilırmak’ta yaşanan kirlenmenin birçok nedeni olduğunun altını çizen uzmanlar, bunların ırmak yatağından alınan kumlar ve çakıllar, tarımsal sulamaların uygun yapılmaması, ırmağa bırakılan evsel ve tarımsal atıklar olduğunu belirtti.
    Amasya’nın can damarları konumundaki akarsuların doğaya ve canlılara hayat kaynağı olduğunu vurgulayan uzmanlar, su kaynaklarının korunması için gerekli çalışmalara devam ediliyor.

  • SARI’DAN HANIMEFENDİLERE MÜJDE: “BAYRAM SONU AÇILIYOR”

    SARI’DAN HANIMEFENDİLERE MÜJDE: “BAYRAM SONU AÇILIYOR”

    Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı, “Seçim vaatlerimde Hanımefendilere söz verdiğim ‘Kraliçeler Kıraathane’mizi bayram sonu açıyoruz” dedi.31 Mart Mahalli İdareler seçim çalışmalarında 4 ay boyunca gezdiği bütün mahallelerde, sokaklarda ve caddelerde yaptığı konuşmalarında eğer seçilirsem Belediye binası içerisinde Hanımefendiler için ‘Kraliçeler Kıraathanesi’ açacağım diye söz vermişti. Belediye Başkanı Mehmet Sarı verdiği bu sözü ramazan bayramı sonrası yerine getiriyor. Daha öncede makam kapısını söktüren, akabinde birimleri makam araçları kaldıran, makam araçlarını vatandaşlara düğün arabası olarak veren ve Amasyalı hemşerilerine ramazan ayı boyunca bir ay içme suyunu ücretsiz yapan Başkan Sarı verdiği sözleri bir bir yerine getirmeye devam ediyor. Bu kapsamda ramazan ayının 25 ‘inci gününde iftar çadırında Pirinççi Mahalle sakinlerine seslenen Belediye Başkanı Sarı burada yaptığı konuşmasında şunları söyledi; “Seçim vaatlerimiz içerinde yer alan Hanımefendiler için Belediye binamız içerisinde yapacağımıza söz verdiğimiz ‘Kraliçeler Kıraathane’mizi ramazan bayramından sonra nasip olursa açıyorum. Yemek, içecek, çay ve kahve hizmetleri bizlerin ikramı olacak. Şimdiden tüm hanımefendilere yeni mekânlarının hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.

  • ÇEVRECİ GENÇLER YETİŞİYOR

    ÇEVRECİ GENÇLER YETİŞİYOR

    Yavru TEMA Projesi kapsamında Amasya Zübeyde Hanım Üçler İlkokulu 8 sınıf ile ortak olduğu projenin belge ve rozetlerini aldı.

    Programı doğa varlıkları konusunda çocukların farkındalık düzeylerine katkıda bulunmak için uygulayan öğretmen ve öğrenciler rozet ve belgelerini, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma, Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Amasya İl Temsilcisi Fazlı Özveren ve İl Temsilci Yardımcısı Hami Kavaklıoğlu tarafından aldılar.

    Özveren, TEMA eğitimlerine anaokullarından başladıklarını belirterek doğaya duyarlı, yeşili koruyan ve suyunu koruyan gençler yetişmesini amaçladıklarını söyledi. Fazlı Özveren, “Biz her eğitim ve öğretim yılında Amasya’daki mevcut özellikle gönüllü öğretmenlerimizin sınıflarında TEMA eğitimi veriyoruz. Bu sene Zübeyde Hanım Üçler İlkokulunda 6 sınıfımıza TEMA eğitimi, 2 sınıfımıza da ağaç kardeşliği projesi yaptık. Okulumuzda ağaç kardeşliği projesini geçen hafta bitirdik. 1 ve 2. Sınıflarımıza da TEMA eğitimi veriyoruz ve TEMA’yı tanıtıp ne olduğunu öğretiyoruz. Öğretmenlerimize ayrı kitapçıklar, afişler gönderiyoruz. Bunlarla ilgili ilimizde bu yıl 890 öğrenciye TEMA eğitimi verdik” diye konuştu.

  • RAMAZANDA YÜRÜYÜN

    RAMAZANDA YÜRÜYÜN

    Amasya İl Sağlık Müdürü Dr. Öner Nergiz, sağlık sorunu olmayan kişilerin Ramazan ayında da spor yapabileceğini belirterek,  Ramazanda sağlıklı yaşam için en kolay ve ideal olan egzersizin iftar öncesi veya iftardan 1-2 saat sonra yapılacak yürüyüşler dedi.

    Oruçluyken gereğinden fazla ve zamansız yapılacak egzersizin yararından çok zararı olacağının da altını çizen İl Sağlık Müdürü Nergiz, Fiziksel aktivitenin sağlık üzerine olumlu etkileri saymakla bitmiyor. Egzersiz yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo, kolesterol ve hareketsizlik gibi risk faktörlerini önlemeye yardımcı oluyor. Kişinin ruhsal dengeyi korurken enerji seviyesini geliştirip stresten uzaklaşmaya katkıda bulunuyor. Kemik ve kas sağlığını destekleyen egzersiz, kan basıncını düşürüyor ve vücutta oluşan toksinlerin dışarı atılmasına yardımcı olduğunun belirtti.

    Son yıllarda sıcak yaz günlerine rastlayan ve oruçlu geçilen sürelerin uzadığı Ramazan ayında egzersizin tartışılan bir konu olduğunu söyleyen Nergiz, kişinin bir sağlık sorunu yoksa Ramazan süresince daha önce yapılan egzersiz ve fiziksel aktivitelere devam etmesinde bir sakınca olmadığını söyledi.

    İftar öncesi veya iftarı takip eden saatlerde (1-2 saat sonra) yapılacak yürüyüşlerin sağlıklı yaşam için en kolay ve ideal olan egzersiz olduğunu belirten Nergiz, bu dönemlerde yapılacak sporun ardından su içilip, yemek yenilebileceği için aç karnına egzersiz yapmanın olumsuz etkileri daha az hissedileceğini söylüyor. Eğer iftarın ardından aktivite yapılacaksa iftarda fazla yağlı, sindirimi zor besinler tüketilmemesi ve spor için yemeğin üstünden 1-2 saat geçmesinin beklenmesi gerektiğini hatırlatan Nergiz, aktivitenin ardından tekrar hafif besinler yenilebileceğini anlatıyor.

    Vücuttaki su kaybı kas gücünü de azaltıyor

    İftarın ara öğün ile bölünmesinin hem iftarı takiben yapılan egzersizde oluşabilecek olası olumsuzlukları engelleyeceğini hem de metabolizma ve sindirim sistemi açısından daha ideal olduğunu belirten Nergiz, oruçluyken gereğinden fazla ve zamansız yapılacak egzersizin yararından çok zararı olacağının da altını çiziyor. Nergiz açıklamasının devamında şunları kaydetti: “Bilinçsiz ve ağır bir antrenman yapmak, ciddi miktarda fazladan sıvı harcanmasına neden olacağı için oruç tutmayı zorlaştırır. Ayrıca vücutta sıvı eksikliği yaşanacağı için antrenman performansı da kayda değer oranda düşer. Yüzde 3 su kaybında bile kas gücünüz yüzde 12 oranında azalır. Ayrıca antrenmanların uzun ya da zorlayıcı olması durumunda aşırı su kaybı gerçekleşirse felç, kalp krizi gibi çok daha olumsuz ve hayati sorunlara bile kapı açar.”

    Sahurdan birkaç saat sonra egzersiz yapılabilir

    Nergiz, Antrenman saati olarak sahurdan birkaç saat sonrası (sabah) veya gün içi yerine sporcuların kayıplarını rahatlıkla yerine koyabilecekleri iftardan önceki saatleri veya iftar ile teravi arası zamanı tercih etmeleri gerektiğini hatırlatıyor. Antrenman saatindeki bu değişikliğin vücudun biyolojik saatinin de değişmesine neden olduğunu ifade eden Nergiz, “Vücudun buna uyum sağlaması 7-10 gün sürebilir. Dolayısıyla sportif performans açısından etkileniminin en önemli olduğu dönem oruç tutulan ilk haftalardır. Ramazanda antrenmanın dozunun, şiddetinin azaltılması uyum sürecinin daha sorunsuz geçmesini sağlayabilir” diye konuştu.

  • SANATTAN KURBAĞA ÇİFTLİĞİNE

    SANATTAN KURBAĞA ÇİFTLİĞİNE

    Taşova’nın Andıran köyünde yaşayan emekli Resim Öğretmeni Nurettin Koçak, okuduğu bir makaleden etkilenerek, 6 dönümlük arazi üzerine kurduğu enstansif kurbağa üretim çiftliğinde yeşil su kurbağası üretiyor.
    Nurettin Koçak, 30 yıl resim öğretmenliği yaptığını, emekli olduktan sonra bir makale okuduğunu, bu makale ile bir kurbağa çiftliği kurma düşüncesinin kendisinde oluştuğunu söyledi. Koçak, “Bunun üzerine yaptığım araştırmalar sonucunda bu işi yapmaya karar verdim. 3 yıl önce bu konuda bir şirket kurduk, bu şirket aracılığı ile proje hazırladım. Bu projeyi bakanlığa onaylattıktan sonra 27 ton kapasiteli, 6 dönümlük bu tesisi kurdum. Bu konuda daha önce yapılmış örnekleri gezdim, gördüm. Birçoğunun üretim konusunda yetersiz olduğunu gördüm ve burada bir takım kendi deneyimlerimi de kullanarak, daha doğal bir ortamda bu işin yapılacağının, yapılması gerektiğini anladım. Bunun için şu an da iddialıyım, Türkiye’de ki belki de dünya da ilk doğal ortamlı üretimi yaptığımızı düşünüyorum. Şirketimizin hedefi yılda 27 ton canlı kurbağayı üretmek. Bu Avrupa’da çok değerli bir ürün, yiyecek olarak kullanılan çok değerli bir ürün. Bizim hedefimiz de organik kurbağa üretimi yapıp, Avrupa pazarında yer alabilmek. Hedefimiz 27 ton burada canlı kurbağa üretimi yapmak, ürettiğimiz ürünleri de yurt dışına ihraç etmek” diye konuştu.
    Tarım ve Orman Bakanlığı onaylı ve denetimli 6 bin metre kare alan içerisinde yılda 27 ton kapasiteli çiftliğin içerisinde 5 çeşit üreme havuzu bulunuyor. Koçak’ın hedefi ise ürettiği kurbağaları ihraç etmek.

  • KÖYLER SUYA KAVUŞTU

    KÖYLER SUYA KAVUŞTU

    Amasya İl Özel İdaresi köylerimizde yaşayan vatandaşlarımızın daha sağlıklı ve hijyenik içme suyuna kavuşması amacıyla içme suyu projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. Merzifon İlçesine bağlı Çamlıca-Hacet-Hacıyakup grup köylerimizde yapımı gerçekleştirilen içme suyu tesislerimiz ile vatandaşlarımızın su sıkıntısı giderilmiş oldu.

    Su ve Kanal Hizmetleri Müdürlüğüne bağlı teknik ekiplerimiz tarafından yerinde yapılan fizibilite ve analiz çalışmaları sonucunda içme suyu yetersiz hale gelen Çamlıca-Hacet-Hacıyakup grup köylerimizde, yapımı daha önceden gerçekleştirilmiş olan 50 m3’ lük içme suyu deposu ile 30 m3’ lük biriktirme deposunun aktivitesini artırmak maksadıyla suların toplanması hedeflenmiş ve bu doğrultuda drenaj ve kaptaj çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar ile içme suları bir yerde toplanmış ve mevcut kaptajdan isale edilerek 30 m3’lük biriktirme deposuna getirilmiştir. İsale edilen su söz konusu biriktirme deposundan da 50 m3’ lük içme suyu deposuna terfii edilerek, içme suyu yetersiz hale gelen Çamlıca-Hacet-Hacıyakup grup köylerimizin suyu yeterli hale getirilerek vatandaşlarımızın kullanımına sunulmuştur.