Etiket: şeker

  • AŞIRI TERLEME HANGİ HASTALIKLARIN BELİRTİSİ OLABİLİR?

    AŞIRI TERLEME HANGİ HASTALIKLARIN BELİRTİSİ OLABİLİR?

    Havaların çok ısındığı bugünlerde güneşin tepe saatlerinde dışarda olmamaya, sık su tüketmeye, pamuklu ve açık renk kıyafetler giymeye ve aşırı efor harcamamaya dikkat ediyoruz. Kendimizi güneşin olası zararlı etkilerinden korumaya çalışıyoruz. Ancak, bu koşullar dışında kendimizde yine de aşırı terleme gözlemliyorsak uzmanlara göre bu bir hastalık belirtisi olabilir.
    Sıcak havalarda vücudumuzla ilgili en çok şikâyet ettiğimiz şey terleme olsa da aslında bu vücudumuz için iyi bir şey. Terleme vücudun sıcaklıkla baş etme yöntemi yani kendini soğutma sistemi. Fakat zaman zaman aşırı terleme ve belli zamanlarda terlemenin rahatsızlık verici seviyelere ulaşması tıbbi bir sorunun göstergesi olabilir.
    Terleme nedir?
    Terleme, vücut ısısı yükseldiğinde onu soğutmak için kullanılan normal bir mekanizmadır. Vücutta sıcaklığın yükselmesi sinir sistemini tetikler, beyin ve ardından ter bezleri uyarılarak terleme ile sıcaklık kaybı sağlanır. Aşırı terleme veya hiperhidroz ise fizyolojik ihtiyacımızdan daha fazla miktarda ve kişinin hayat standartlarını etkileyecek düzeyde olmasıdır. Eğer bu durum altta yatan herhangi bir hastalığa bağlı ise sekonder, bağlı olmadığı durumlarda primer hiperhidroz denir. Eğer kişiler kendilerinde aşırı terlemeden şüpheleniyorlarsa muhakkak uzman bir hekim tarafından değerlendirilmelidir.
    Bu hastalıklar hangileri?
    Hipertiroidi: Kandaki tiroid hormonunun artması anlamına gelen hipertiroidi, vücuttaki kimyasal reaksiyonların hızlanmasına neden olduğu için vücut sıcaklığını ve dolayısıyla terlemeyi artırabilir. Aşırı terleme şikâyetiyle doktora başvuranlardan ilk istenen tetkiklerden biri tiroid hormonu ölçümüdür.
    Enfeksiyon hastalıkları: Genelde akciğerleri hedef alan, bulaşıcı bir enfeksiyon olan tüberküloz (verem) gibi hastalıklar, vücudun zararlı bakterilerle savaşması sırasında ateşin ve terlemenin artması gibi belirtiler gösterir.
    Diyabet: Kan şekerinin çok düşük ya da çok yüksek olması vücut dengesini bozarak aşırı terlemeye neden olabilir.

  • 7 AYDA 4 BİN 300 ANJİYOGRAFİ

    7 AYDA 4 BİN 300 ANJİYOGRAFİ

    Amasya İl Sağlık Müdürü Öner Nergiz, Ocak 2018’de hizmete giren Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Anjiyografi Ünitesinde bugüne kadar tam 4 bin 300 anjiyografi işleminin yapıldığını söyledi.
    Amasya İl Sağlık Müdürü Nergiz, ”Günümüzde kalp sağlığının değerinin daha iyi anlaşılmasına, tanı ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemelere rağmen dünyada ve Türkiye’de ölüm nedenleri arasında hala ilk sırada kalp ve damar hastalıkları gelmektedir.
    Kalp damar hastalıkları her yaşta görülebilmekle birlikte hipertansiyon, şeker hastalığı, yaşın ilerlemesi, kolesterol yüksekliği ve ailede kalp damar hastalığı olması gibi durumlar kalp damar hastalıkları riskini arttırır. Kalp damar hastalıklarının en sık belirtisi göğüs ağrısı olup nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi belirtiler de eşlik edebilir. Bazen hiçbir belirti vermeden de ilerleyip sessizce kalp krizine neden olabilir.
    Hem kasıktan hem de el bileğinden yapılan koroner anjiyografide damarda hastalık saptanması açısından bir fark olmayıp yine her iki yöntemde de uygun damarlarda darlık ve tıkanıklıklar aynı esnada balon veya stent uygulaması ile açılabilmektedir. Kasıktan girişim yapılmışsa 6 saatlik yatak istirahatinin ardından hasta, evine taburcu edilir. Bu işlem esnasında hastanın kalp damarlarında darlık saptanarak balon veya stent uygulaması ile damar açılması işlemi yapılırsa hasta 12 saat kadar istirahat eder.
    Ocak 2018 tarihinde hizmete giren Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Anjiyografi ünitesinde bugüne kadar tam 4.300 adet anjiyografi işlemi gerçekleştirmiştir.
    Çoğunluğunu kalp krizi vakaları gibi yüksek riskli hasta grubunun oluşturduğu yaşları 18 ila 95 arasında değişen 4.300 hastaya anjiyo işlemi yapılırken, bu hastalardan 657 sine stent takılarak hayata tutunmaları sağlanmıştır
    Koroner anjiyografi yapılmaya başlandıktan sonra ilimizden ve çevre ilçelerden gelen kalp krizi vakalarına günün her saatinde, kısa sürede müdahale edilmektedir. Buda hastaların hem kalp krizinden ölüm oranlarını hem de sonrasında gelişen kalp yetmezliği oranlarını ve bunlara bağlı uzun dönem sorunları ciddi olarak düşürmüştür.
    Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji kliniği ve Koroner Anjiyografi ünitesinde günlük yaklaşık 8 hastaya bilekten veya kasıktan koroner anjiyografi yapılmaktadır. Bu hastalarında damar yapısına göre, tıbben gerekliliği olanlara aynı seansta balon ve ilaç kaplı stent işlemi yapılmaktadır.” diye konuştu.

  • SAĞLIK DOSTU KARPUZ

    SAĞLIK DOSTU KARPUZ

    Bir porsiyonunun 60 kalori olması sayesinde diyet yapanların ve sağlıklı beslenenlerin tercihleri arasında yer alan karpuzun çok önemli faydaları bulunuyor. Tatlı krizlerini en hafif şekilde atlatmanın iyi bir yolu olan karpuz, obeziteden kalp hastalıklarına kadar pek çok rahatsızlığa karşı doğal bir koruma sağlıyor. Amasya İl Sağlık Müdürü Dr. Öner Nergiz, karpuzun faydaları hakkında bilgi verdi.

    Karpuz, su ve şeker içeriği yanında birçok vitamin ve mineral içeren düşük kalori mucizevi bir meyvedir. Özellikle yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden biri olan karpuz, kilo kontrolüne de yardımcı olmaktadır. Ayrıca karpuz, tatlı krizlerini önlemek için de özellikle tercih edilmesi gereken bir meyvedir.

    60 kalorilik vitamin deposu
    Karpuz; C vitamini (16 mg), pantotenik asit, biotin, potasyum (230 mg), A vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, bakır, magnezyum için iyi bir kaynaktır. Bir porsiyon yani 200 gramlık bir karpuz 60 kalori olmasıyla da iyi bir diyet besinidir. 200 gram karpuz 15 gram karbonhidrat, 0,80 gram lif ve 8 miligram likopen içermektedir.

    Böbrek hastaları doktora danışmadan yememeli
    Her türlü sebze ve meyve, uzun yaşamın sırrı olarak değerlendirilmektedir. Birçok araştırma karpuz gibi bitkisel besinlerin tüketilmesini obezite, diyabet, genel ölüm oranlarının azalması, kanser ve kalp hastalıklarının azalması ile ilişkilendirmektedir. Ancak karpuz potasyum içeriği yüksek olan meyvelerden biridir. Bu sebeple potasyum kısıtlaması olanlarda, böbrek hastalarında tüketimi beslenme uzmanları kontrolünde olmalıdır.

    Karpuzun faydalarını biliyor musunuz?
    1. Bir porsiyon karpuz günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 16’sı karşılamaktadır.
    2. Karpuz kan basıncını düzenleyerek, tansiyonu kontrol altına almaktadır.
    3. Kanser savar bir besindir. Kanser vakalarında yan etkinin azalmasına yardımcı olmaktadır
    4. Vücutta yağ birikimini engellemektedir.
    5. Serbest radikalleri etkisiz hale getirip ve oksidatif stresi azaltarak kalbi korumaktadır.
    6. Çok iyi bir antioksidandır.
    7. Sindirimi düzenleyip, kabızlığı, hazımsızlığı önlemektedir.
    8. Susuzluğa çaredir.
    9. İçerdiği kolin sayesinde hafızayı güçlendirmektedir.
    10. Kas ağrılarını azaltıp, egzersiz sorası toparlanma süresini kısaltmaktadır.
    11. Cildi nemlendirip, saç hücrelerini geliştirmektedir.

  • KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, özellikle sıcaklığın en yüksek hissedildiği bu günlerde sıklıkla başvurulan klimalarla ilgili uyarılarda bulundu.

    Sıcak havalarda oda ısısını düşürerek konforlu bir ortam yaratmak için kullanılan klimaların, aynı zamanda hava yolu ile bulaşan mikroorganizmaların da kaynağı olabilmekte ve sağlığımız açısından ciddi sorunlara neden olabildiğine işaret eden Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, “Klimadan kaynaklanan sağlık sorunları genelde klimanın aşırı kullanımı nedeniyle görülmektedir. Uzaktan kumanda ile basit bir parmak dokunuşu ile çalıştırabilme imkânı bulduğumuz klimalar, gereğinden fazla kullanımda değişlik sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    Vücut ani sıcak ve soğuk hava değişimlerine karşı kendini koruyamadığı için bu durum başta solunum yolu hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa sebep oluyor. Vücuttaki termostat kendi ısısını bu kadar hızlı düzenleyemez. Bu nedenle iki ortam arasındaki geçiş yavaş olmalıdır. Genellikle sıcaklardan bunalanlar, klimaları çalıştırarak bir an önce sıcak ortamdan serin ortama geçmek istiyorlar. Oysa klimaların ortamı belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş soğutmak için kullanılması gerekiyor. Örneğin, dışarıda sıcaklık 40 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklığın aralıklarla 5’er derece düşürülmesinde fayda var” dedi.

    Başhekim Sezikli, klimaların yol açtığı rahatsızlıklarla ilgili de verdiği bilgide; “Klima çarpması” Klimanın üflediği serin havanın karşısında durmak pek doğru değil; hele de dışarıdan terlemiş olarak gelmişseniz. Terin üzerinizde aniden soğuması ‘klima çarpmasına’ sebep olabilir. Boynunuz tutulabilir, başınızı çeviremezsiniz; nefes alırken göğsünüzde bıçak batar gibi ağrılarınız olabilir. Havanın doğrudan vücudunuza gelmemesi için klimaların ayarlanabilen kanatçıklarından yararlanabilirsiniz.

    Klimayı çok düşük değerlere ayarlamak sağlık için doğru değil. İdeali, ısının 23-24 derece arasında, nispi nemin de %40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmasıdır.

    “Klima ateşi” Klima ateşine, air-condition sistemlerinden başka, evlerde kullanılan ve halkımızın kısaca “soğuk buhar” diye bildikleri nem yapıcı aletler ile akciğer hastalarına solunum yoluyla ilaç vermeye yarayan nebülizatör denilen aletler de neden olabilirler.

    Hastalık, mikroplarla kirlenmiş air-condition veya nemlendirme sistemlerine maruz kalındıktan birkaç saat sonra ateşli bir hastalık gibi başlar. Belirtilerin ortaya çıkması nadiren 12 saati de bulabilir.

    Şikâyetler genellikle hafta başında veya tatil veya dönüş günlerinde görülür. Bir süre kullanılmayan klimaların ilk çalıştığı günlerde de belirtiler daha fazladır.

    Hastalarda ateş, titreme, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk, halsizlik, bitkinlik… gibi daha çok gribi hatırlatan şikayetler vardır. İş yerine geldikten birkaç saat sonra başlayan belirtiler akşama doğru şiddetlenir ve gece eve döndükten sonra da devam ederse de, hastaların çoğu 24-48 saat içinde tamamen düzelirler. Bazı hastalarda nadiren şiddeti çok fazla olmayan öksürük, nefes darlığı ve çarpıntı gibi yakınmalar da olabilir.

    “Alerjik zatürre” Klimaların sebep olduğu alerjik zatürree çocuklarda da görülebilirse de, daha çok 50 yaşın üzerinde olanlarda ve diğer akciğer hastalıklarının aksine sigara içmeyenlerde daha çok saptanır.

    Tıp dilinde ventilasyon pnömonitisi olarak isimlendirilen alerjik zatürreeye, air-condition sistemlerinin nemlendirme bölümünde üreyen ve küf mantarları ve bazı bakteriler neden olmaktadır.

    Klima ateşi ve alerjik zatürrenin önlenmesi, bu tür nemlendiricilerin su haznelerinin doğru bakımı ile mümkündür. Klima ve nemlendiricilerin bakımlarına özen gösterilmeli ve talimatlara uygun kullanılmalıdır. Bu aletlerde musluk suyu yerine distile veya demineralize su tercih edilmelidir.

    Nemlendiriciler çamaşır suyu gibi dezenfektanlarla zaman zaman temizlenmelidir.

    “Klima hastalığı (akciğer zatüresi-lejyoner hastalığı)” Klima yoluyla bulaşan en önemli hastalık “klima hastalığı” olarak da adlandırılan “lejyoner hastalığı”dır. Lejyoner hastalığı, Legionelle pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir.

    Bakteri klima sistemlerinin yanı sıra otel, hastane vb büyük yapıların su sistemlerinde de (soğutma kuleleri, su depoları, su dağıtım kanalları) bulunabilmektedir. Havaya dağılan bu bakterinin solunum yolu ile kişilerin vücuduna girmesi ile hastalık (zatürre) oluşmaktadır. Hastalığın en önemli belirtileri kuru öksürük, bulantı kusma, ishal, yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve ateştir. Diğer zatürrelerden farklı olarak bu hastalıkta ishal daha yüksek oranda görülür. Hastalık otel, büyük ölçekli gemiler ve hastanelerde salgına neden olabilmektedir. Hastalığın önemli bir özelliği insandan insana bulaşmamasıdır. Bu nedenle bu hastalığı bulunan insanlardan kaçınmak doğru değildir.

    Legionella pneumophilia bakterisi zatürre dışında sadece ateş ile seyreden ve hafif bir hastalık tablosu olan Pontiak ateşine de neden olabilir. Klimalı sistemlerin bulunduğu otel, işyeri ve evlerde yaşayanlar veya çalışan kişiler bu hastalık açısından risk altındadır. Bu bakterinin bulaştığı herkeste hastalık oluşmaz. Özellikle şeker ve kanser hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişiler, alkolikler, siroz hastaları ve sigara içen kişilerde hastalık oluşma riski daha fazladır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör sigara içilmesidir.

    Lejyonella hastalığının tedavisi belirli antibiyotikler ile yapılabilmektedir. Antibiyotiklerin hastalığın erken döneminde başlatılması tedavinin etkinliğini artırmaktadır. Bu nedenle klimalı ortamda bulunan kişilerde yukarda bahsedilen şikayetlerin meydana gelmesi halinde, bunu basit bir gribal enfeksiyon olarak değerlendirmeyip, bunun klimaya bağı bir zatürre olabileceğini akılda bulundurup tetkikler için uzman bir doktora başvurulmalıdır.

    “Özellikle merkezi iklimlendirme sistemlerine sahip binalarda olmak üzere, bu hastalığın ve etken bakterinin yayılımını önlemek üzere Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi önlemler alınmış, takibi sıkı olarak devam etmektedir. Öyleyse faydalı olan bu icadın zararsız bir şekilde kullanımı için basit kontrol önlemlerine uymakta fayda var. Su hazneli soğutma sistemlerinde mutlaka yaz başı ve yaz sonunda klima bakımının yapılması, temizlik ve dezenfeksiyonunun yapılması, filtrelerinin temizlenmesi veya değiştirilmesi gerekmektedir. Sulu sistem ile çalışan taşınabilir klimalar için de aynısı geçerlidir. Split denilen, gazlı iklimlendirme yapan sistemlerde ise bakım ve temizlik yeterlidir. Bu önlemlere dikkat ederek ve aşırı kullanımdan kaçınarak klimaların konforundan azami fayda görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.

  • AĞAÇLARI KORUMA GÖREVİNDE

    AĞAÇLARI KORUMA GÖREVİNDE

    Amasya Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri, Merkez ilçe Kuzgeçe Köyü bölgesi ormanlık sahada 3 adet kırmızı orman karınca kolonisi gece yarısı farklı yerlere nakletti.
    Amasya Orman İşletme Şefi Birol Yay ve ekipleri gece saat 02.30’da bir saatlik yolculuktan sonra Kuzgeçe Köyü üst bölgelerinde önceden tespit edilen kırmızı karınca (Formica Rufa) yuvalarına ulaşıldı. Özel kıyafetli görevliler tarafından teknik kurallara uygun bir şekilde koloniye müdahale edilerek öncelikli olarak kraliçe karıncalar tespit edildi. Yakalanan kraliçe karıncalardan birkaç tanesi yuvadan çıkarılan parça köklerle birlikte numaralandırılmış özel sandıklara nakledildi.
    Amasya Merkez Kale mevkiinde ağaçlara zarar vererek kurumasına ve ölmesine neden olan Orman zararlılarına karşı Biyolojik Mücadele için hazırlanan yeni yuvalara nakil işleminde karıncalar yuvaya bırakıldı. Karıncaların bu yer değişiminden dolayı bölgeye adaptasyon sürecinde beslenmesi için yuvalarına toz şeker döküldü. Kırmızı orman karıncalarının ormana zarar veren böceklerin bölgesine nakil işlemi 5 saatte tamamlandı.
    Yuvanın etrafındaki ormanlara ve orman bitki türlerine önemli ölçüde zarar veren böceklerin yumurta, tırtıl, pupa ve erginlerini yiyerek beslenen karıncalar ormanların biyolojik ve doğal yolla korunmasını sağlıyor.

  • EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI

    EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI

    1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Amasya’da etkinliklerle kutlandı. Kunç Köprüsünde toplanan sendika ve siyasi partililerin üyeleri ellerinde dövizlerle sloganlar atarak Pirinçci Caddesinden Yavuz Selim Meydanına yürüdü. Gruptakiler polis tarafından oluşturulan arama noktasından meydana alındı. Eğitim-Sen Amasya Şube Başkanı Bülent Erciyas günün anlam ve önemine ilişkin yaptığı konuşmada şunlara değindi.
    “İşçisi, kamu emekçisi, işsizi, emeklisi, aydını, sanatçısı, gazetecisi, öğrencisi, esnafı kadını genci, doldurduğumuz 1 Mayıs meydanlarında nasıl bir memleket istediğimizi kol kola, omuz omuza, dile getiriyoruz. Adına ister kriz diyelim, isterse ekonomik dalgalanma sonuç değişmiyor. Ülkemizin adım adım içine itildiği ekonomik, siyasal, toplumsal bunalım gittikçe derinleşiyor. Rekor üstüne rekor kıran işsizlik, hayat pahalılığı, soframızdaki ekmeği küçültüp geleceğe güvenle bakmamızın önüne set çekiyor. Ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğumuz haklarımız ve özgürlüklerimiz demokrasinin adaletin, hukukun son kırıntılarının da rafa kaldırıldığı bu dönemde her geçen gün daha da fazla sınırlanıyor. Emeğe kölelik dayatan bu düzende hepimiz kaybediyoruz.
    Emek karşıtı, sermaye yanlısı neo liberal politikaların, vahşi kapitalizmin acımasız bir şekilde sürdürüldüğü bir ülkede hepimiz kaybediyoruz
    Elimizden alınanları tek tek alt alta yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Kamu hizmetleri alanını kârı esas alan piyasaya, vatandaşları müşteriye, bizleri ise iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılan kapı kullarına dönüştürmek için;
    Ülkenin stratejik işletmelerini, fabrikalarını birkaç yıllık kârı karşılığında, arazileri ile birlikte satıp çalışanları işsiz bıraktılar. Şekerden, tütüne, enerjiden kağıda, etten samana ülkeyi dışarıya bağımlı hale getirdiler.
    Tek derdi daha fazla kâr elde etmek olan özel sektörde çalışanların aleyhine ne varsa tek tek klonlayıp kamu alanına aktardılar.
    ‘Her kamu idaresi kendine uygun bir kamu personel rejimi yaratır’ diyenler en başından beri iş güvencemize göz diktiler. Bizi ‘devlete kapağı atıp yan gelip yatan, her türlü dokunulmazlığı olan verimsiz’ bir güruh gibi gösterdiler.
    ‘Reform’, ‘dönüşüm’ gibi yaldızlı, süslü kavramlarla temel haklarımızı tek tek ortadan kaldırdılar.
    Az personelle, çok iş yapmayı esas alıp angarya çalışmayı artırdılar.
    İstihdamı bin parçaya bölüp güvencesiz-sözleşmeli-taşeron-ücretli istihdamı,
    bizi birbirimizin rakibi haline getiren-iş yükümüzü artıran performans sistemini-kuralsız-esnek çalışmayı tüm kamuya yaydılar.
    Kariyer ve liyakati ortadan kaldırdılar. Siyasal kadrolaşmayı tüm kamu emekçilerini kapsar hale getirmek için hem işe almada hem görevde yükselmede mülakatın ağırlığını artırıp torpilin, kayırmanın kapısını sonuna kadar açtılar.
    Yaşanan gerçek hayat pahalılığını perdelemek için rakamlara takla attıran TÜİK’in resmi enflasyonuna dayalı artışlar ile maaşlarımızı yoksulluk sınırından uzaklaştırıp açlık sınırına yaklaştırdılar.
    Sonuç olarak; kendilerine uygun bir kamu ve personel rejimi yaratma konusunda ciddi mesafe kaydettiler.
    Ancak bu onlara yetmiyor. Bugüne kadar torba yasalarla, KHK’lerle, OHAL ile sınırlanan, fiilen kullanılamaz hale getirilen iş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak için yeni bir ‘personel reformu paketi’ açıklamaya hazırlanıyorlar.
    Bizim memleket dediğimiz, küçük bir azınlık için değil, bir avuç patron ve yandaş sermaye için değil, halkın emekçi çoğunluğu için yaşanabilir bir memlekettir. Biz memleket isteriz, ekonomik krizin faturasını krizin sorumluları ödesin.
    Bizim memleket dediğimiz, sermaye ve iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda, hukuksuz ve keyfi bir biçimde yönetilen bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, işçi sınıfı başta olmak üzere halkın yüzde 99’u insanca, özgürce, kardeşçe yaşasın.
    Bizim memleket dediğimiz, ülkenin birikimlerinin varlık fonu adı altında talan edildiği, işsizlik fonunun patronlara, bankalara peşkeş çekildiği, kıdem tazminatımıza bile göz konulduğu bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işi olsun.
    Bizim memleket dediğimiz, ölümüne çalıştırıldığımız işyerleri, açlık ve yoksulluk sınırının altında ücretler, taşeron köleliği, güvencesizlik değildir. Biz memleket isteriz, çalışırken ölmeyelim, insanca yaşayabilelim.
    Yıllardır ceplerini doldururken sırtımızdan elde ettikleri nimetleri kimseyle paylaşmayanların, “hep bana” diyenlerin, işimize, aşımıza, haklarımıza el uzatanların çiftliği değildir memleket. Biz memleket isteriz, adalet olsun, zam-zulüm-işsizlik son bulsun.
    Bizim memleket dediğimiz, sokaklarda, meydanlarda, grevlerde, mahkemelerde hakkımızı savunmanın engellendiği, seçim sandıklarında hesap sormanın bile neredeyse “suç” ilan edildiği bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, demokrasi olsun, seçme-seçilme, örgütlenme ve grev hakkımız tam olsun.
    BİRLİĞİ DAYANIŞMAYI MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK BİZİM ELİMİZDE
    Bugün önümüzde iki yol var.
    Ya iş güvencemiz başta olmak üzere temel taleplerimize birlikte sahip çıkıp emeğin birleşik gücünün zaferlerine bir yenisi ekleyerek hep birlikte kazanacağız.
    Ya da bugüne kadar aldığımız darbelerin üstüne bir yenisinin eklenmesine izin verip hep birlikte kaybedeceğiz…
    Biz karanlığın zifiriye döndüğü zamanlarda bile yarına dair umudumuzu hiç yitirmedik. Bugünden yarına umut biriktirmeye devam ettik.
    Umutluyuz çünkü biz çoğuz, çoğunluğuz, milyonlarız, halkız!
    Umutluyuz çünkü dünyanın ve ülkenin tüm güzelliklerini ortaya çıkaran, en yüce değerin, emeğin sahipleriyiz.
    Umutluyuz çünkü gücünü bizi bölmekten alanların dayattığı sömürü, yoksulluk ve baskı düzenine karşı omuza omuza mücadele ettiğimizde önümüzdeki engelleri kumdan kalelere çevirdiğimiz başarılarla dolu bir tarihin sahipleriyiz.
    Ekonomik krizin faturasının emekçilere yıkılmadığı,
    Emeğin sömürülmediği,
    Herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işinin olduğu,
    Kimsenin cinsiyetinden, kimliğinden, inancından dolayı ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmediği,
    Eşit yurttaşlığın, barış ve kardeşliğin hakim olduğu,
    Sendikal hak ve özgürlüklerin, hak arama yollarının önünün açıldığı, grevlerin yasaklanmadığı,
    Düşünmenin, düşünceyi ifade etmenin, itiraz etmenin cezalandırılmadığı,
    Emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın, laikliğin hâkim olduğu
    BİR DÜNYA VE ÜLKE İSTİYORUZ!
    Kazanılmış haklarımızın gasp edilmek istenmesine, hukuksuz ihraçlara, yaşamın her alanındaki hukuksuzluğa, haksızlığa ve keyfiliğe en gür sesimizle dur diyoruz. Emeğimize, ekmeğimize, işimize geleceğimize ve memleketimize sahip çıkarak barış içerisinde savaşsız sömürüsüz bir dünyada yaşama ve yaşatma umudumuzu 1 Mayıs meydanlarında yükseltiyoruz. Güvencesizliğe, işsizliğe, yoksulluğa teslim olmayacağız. Umudu ve mücadeleyi büyütmek için 1 Mayısta alanlardayız. Barış ve huzur içinde kardeşçe yaşayacağımız güzel günlere hep birlikte omuz omuza yürüyeceğiz. Dayanışma ruhumuzla; ekmek, gül ve hürriyet günlerine olan inancımızla Yaşasın 1 Mayıs!” diye konuştu. Alanı dolduranlar davul zurna eşliğinde halay çektikten sonra dağıldı.