Etiket: sendika

  • Arslan Hizmet-İş Amasya il başkanını kabul etti

    Arslan Hizmet-İş Amasya il başkanını kabul etti

    Genel  başkanımız Mahmut Arslan, 5 nisan 2022 tarihinde Hizmet- İş Sendikamızın Amasya il başkanı Tolga Öztürk ve beraberindeki  heyeti kabul etti.

    Ziyarette,Hizmet-İş  Sendikamızın Amasya İl Başkan Yardımcıları Ersoy Başaran ve Ahmet Efe Hallemoğlu ile Genel Başkan Danışmanı Fatih Bakırtaş da yer aldı.

    Genel Başkanımız Mahmut Arslan, Öztürk ve beraberindeki  heyete çalışmalarında başarılar diledi.

  • Bakan Bilgin 3600 ek gösterge için tarih verdi

    Bakan Bilgin 3600 ek gösterge için tarih verdi

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’den milyonlarca memuru heyacanlandıracak açıklama geldi. Çalışmaların son aşamaya geldiğini belirten Bakan Bilgin, “Ümidimiz mayıs ayında çalışmayı tamamlamak ve Meclis’e intikal ettirmek” dedi.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen “4688 Sayılı Kanun ve 10. Yılında Toplu Sözleşme Kongresi”nin açılışında konuştu. Bakan Bilgin, kamudaki memur, işçi ve emeklilere temmuz ayında enflasyon farkı vermek için düzenlemelerin yapılacağını söyledi. Ayrıca Bilgin, 3600 ek göstergenin mayıs ayında Meclis’e getirilebileceğini de belirtti.

    Türkiye’ye dışarıdan müdahalenin bir aracıdır

    Türkiye pandeminin en kötü şartlarında çarklarının durmadığı bir ülke oldu. AB, ABD’deki enflasyon Türkiye’ye de olumsuz etkilerini yansıtıyor ama onlardaki enflasyon üretimlerin durmasından kaynaklanıyor. Bunları birlikte değerlendirmek lazım. Batıyla mukayese edildiğinde batıyı nasıl etkilediğini görmeye başladığımızda ABD dünyanın en zengin ülkesi, tarihinde görülmemiş enflasyon krizi yaşıyor. Almanya 4 trilyon 200 milyar dolarlık bir ekonomi. Enflasyonla mücadele birinci önceliğimiz. Toplu sözleşme için bunu konuşmak oldukça anlamlı. Türkiye’nin üç temel meselesi vardır. Bağımsızlık mücadelesini başaran Türkiye, cumhuriyeti kurmuştur. Birincisi modernleşmek. Diğeri demokratikleşme, diğeri sosyalleşme. Türkiye demokrasisi ne kadar ileri taşınsa o kadar sorun çözme kabiliyeti artar. Pandeminin dünyada yarattığı krizlerin altında Türkiye kalmamışsa bunda demokratikleşmenin rolünü görmemiz lazım. Unutmayalım ki darbeler sadece içeride bu militarist ideolojinin cuntacı askerlerin ya da anti demokratik bürokratik unsurların müdahalesi değildir. Türkiye’ye dışarıdan müdahalenin bir aracıdır.

     

    “Türkiye pandemiden sonra en hızlı büyüyen iki ülkeden biri”

    Ekonomik gelişme ekonomik kalkınmayla ilgili bir mesele. Türkiye pandemiden sonra dünyada en hızlı büyüyen iki ülkeden birisi oldu. Büyüme topluma yansımıyor diyenler var. Bu cehaletle ilgili tarafı. Büyüme bir önceki yıla göre toplam mal ve hizmetteki artışı gösterir. Bu süreklilik gösterirse refah artıyor. Ekonomik kalkınma büyüme tek başına yeterli olan şeyler değildir. Sosyal politikalarla zenginleştirmeliyiz. Sendikal mücadele demokratikleşme ve sosyal dengelerin inşa edilmesine katkı yapan kurumlardır. Sendikal hayatın güçlenmesine her şeyden önce biz siyasetçilerin, aydınların, akademisyenlerin, bütün kesimlerin ihtiyacı vardır.

    “3600 ek göstergede çalışmalar son aşamaya geldi”

    Toplu sözleşme mekanizmalarımız devam ediyor. Orada bizi koruyan, çalışanları koruyan aktüel gelişmeler karşısında direnç gösteren madde var. Enflasyon farkının verilmesi. Ocak ayının başında sadece enflasyon farkı vermedik, ona bir de yüzde 3 civarında sosyal denge farkı verdik. Temmuz enflasyonunda da çalışanlarımıza yapılan yeni düzenleme ile yeniden ele alacağız. 3600 ek gösterge meselesinde çalışmamız son aşamasına geldi. Ümidimiz mayıs ayında çalışmayı tamamlamak ve Meclis’e intikal ettirmek. Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlettir. Sözleşmeli personel statüsü var. Bir şekilde isteğe bağlı olarak düzenlemek istiyoruz. Türkiye modernleşmesini başka bir anlamda gerçekleştirmek üzeredir. Başkanlık sistemi çok önemli bir siyasal projedir. Bunun gerçekleşmesi çok önemlidir. Anayasa’nın değişmesi gerekmektedir. Çalışanların hukukunu daha iyi koruyan kapsamlı bir değişime ihtiyaç var.”

  • “SON KARARI KAMU GÖREVLİLERİ HAKEM KURULU VERECEK”

    “SON KARARI KAMU GÖREVLİLERİ HAKEM KURULU VERECEK”

    Türkiye Kamu-Sen Amasya Şube Başkanı Şemsettin Dümen, uzlaşmazlıkla sonuçlanan toplu sözleşme sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Son kararı kamu görevlileri hakem kurulu verecek dedi.
    2020-2021 yıllarına ilişkin olarak 3 milyon kamu görevlisi, 2 milyon emekli ve aileleriyle birlikte toplam 20 milyon vatandaşımızın geleceğine yön verecek olan 5. Dönem Toplu Pazarlık Görüşmeleri uzlaşmazlıkla sonuçlanmıştır diyen Başkan Dümen, “Bundan sonraki süreçte nihai kararı Sayıştay Başkanı, bakanlık ve kamu görevlileri sendikalarının temsilcileri ile akademisyenlerden oluşan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu verecektir.
    Kamu işveren tarafının nihai teklifi olan memur ve emekli maaşlarına 2020 yılı için %4+%4; 2021 yılı için %3+%3 zam içeren önerisinin kabul edilmesinin, mevcut ekonomik durum göz önünde bulundurulduğunda zaten imkânsız olduğu herkesçe malumdur.
    Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl enflasyon %20,3 olarak gerçekleşmiş, 4 kişilik ailenin zorunlu harcamalarını içeren yoksulluk sınırı 1032 lira yükselmişti. Buna mukabil 2018-2019 Temmuz ayları dikkate alındığında yıllık enflasyon %16,65 olarak hesaplanmıştır. 2020 yılının enflasyon hedefi ise mali planda %9,8 olarak tespit edilmiştir.
    Bütün bu veriler ışığında, Kamu İşveren tarafının teklifinin kamu görevlilerinin sorunlarına çare olmaktan uzak kaldığı su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Kapsadığı kitleyi ve ekonomik ve sosyal etkileri dikkate aldığımızda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun omuzlarında son derece önemli bir görev bulunmaktadır.
    Yıllardan beri maaşları hedef enflasyona göre artarken hedefin kat be kat üzerinde gerçekleşen çarşı pazar enflasyonu ile büyük bir kayıp yaşayan kamu görevlileri ve emeklileri, 2 yıl boyunca sefalete terk etmekle yüzlerini bir nebze olsun güldürmek arasında bir karara varacak olan Hakem Kurulu’nun bu sorumluluk bilinci içinde hareket edeceğini umuyor, varılacak kararın saydığımız bu basit gerçeklerin aksine bir durum oluşturmamasını temenni ediyoruz” diye konuştu.

  • “SENDİKANI SORGULA GELECEĞİNİ KARARTMA!”

    “SENDİKANI SORGULA GELECEĞİNİ KARARTMA!”

    Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışan sözleşmeli personelin 3+1 düzenlemesi için Meclis’e önerge verildiğinin ortaya çıkması üzerine bir açıklama yaparak, diğer kamu çalışanlarını kapsamayan böyle bir düzenlemenin vicdanları yaralayacağını söyledi. MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nda sözleşmeli çalışan personelin 3+1 düzenlemesiyle ilgili TBMM’ne verilen önerge de diğer kamu çalışanlarının bulunmadığını, bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu belirten Taşkın, böyle bir düzenlemenin büyük rahatsızlık yarattığını belirterek açıklamasında şu ifadelere yer verdi.

    “Sözleşmeli Diyanet İşleri Başkanlığı personeli ile Sözleşmeli Öğretmenlerin 3+1 düzenlemesi ile 3 yıl sözleşmeli 1 yıl kadroya atandıktan sonra bulunduğu yerde görev yapıp tayin isteme hakkına sahip olabilmesi için AK Parti tarafından TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi verilmiştir. Bu düzenleme daha önce 4+2 şeklindeydi. Tüm kurumlarda da bu şekilde devam edilmektedir. Önerge de diğer kamu çalışanlarıyla ilgili bir düzenlemenin bulunmaması tüm kamu çalışanlarını üzmüştür. TBMM Başkanlığına verilen kadro düzenlemesinde sağlık çalışanlarının bulunmaması ayrıca düşündürücüdür! Hâlbuki sağlık teşkilatlarında çok daha fazla sözleşmeli çalışan personel bulunuyor. Üstelik sağlık hizmetlerinin görev sorumluluğu diğerlerinden daha ağır. 560 bin sağlık çalışanı 81 milyona hizmet veriyor. 24 saat esasına göre hizmet sunan sağlık teşkilatlarının insan sağlığı üzerine hizmet veren kurum olduğu dikkate alındığında, özellikle bu kurum da sözleşmeli çalışan personelin kadroya geçirilmesinde önem ve önceliğin olduğu anlaşılacaktır. Bir kere daha ifade etmek istiyorum ki 3+1 düzenlemesi sağlık çalışanlarının öncelikli hakkıdır. Yorucu ve yoğun emek isteyen sağlık hizmetleri çalışanlarının kadro kapsamı dışında tutulmasına kesinlikle karşıyız. Ancak sendika olarak, diğer kurumlar da çalışan tüm sözleşmeli personelin kadroya alınmasından memnuniyet duyarız. Kurumlar arası ayrımcılığın gerekçesi olamayacağı gibi, sadece iki kuruma kadro düzenlemesinin öngörülmesini anlayabilmiş değiliz. Anayasa’ya ve adalet kavramına aykırı böyle bir düzenlemenin geri çekilerek tüm kamu çalışanlarını kapsayan bir düzenlemenin yapılmasından yanayız. Malum sendikanın “yetkili ama etkisiz sendika” olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Sarı sendikacılık böyle bir şeydir! Yetkiniz vardır ama kimse sizi dinlemez, taleplerinizi umursamaz. Bu nedenlerle sağlık çalışanlarına sesleniyorum: Sendikanı sorgula geleceğini karartma!”

  • EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI

    EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI

    1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Amasya’da etkinliklerle kutlandı. Kunç Köprüsünde toplanan sendika ve siyasi partililerin üyeleri ellerinde dövizlerle sloganlar atarak Pirinçci Caddesinden Yavuz Selim Meydanına yürüdü. Gruptakiler polis tarafından oluşturulan arama noktasından meydana alındı. Eğitim-Sen Amasya Şube Başkanı Bülent Erciyas günün anlam ve önemine ilişkin yaptığı konuşmada şunlara değindi.
    “İşçisi, kamu emekçisi, işsizi, emeklisi, aydını, sanatçısı, gazetecisi, öğrencisi, esnafı kadını genci, doldurduğumuz 1 Mayıs meydanlarında nasıl bir memleket istediğimizi kol kola, omuz omuza, dile getiriyoruz. Adına ister kriz diyelim, isterse ekonomik dalgalanma sonuç değişmiyor. Ülkemizin adım adım içine itildiği ekonomik, siyasal, toplumsal bunalım gittikçe derinleşiyor. Rekor üstüne rekor kıran işsizlik, hayat pahalılığı, soframızdaki ekmeği küçültüp geleceğe güvenle bakmamızın önüne set çekiyor. Ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğumuz haklarımız ve özgürlüklerimiz demokrasinin adaletin, hukukun son kırıntılarının da rafa kaldırıldığı bu dönemde her geçen gün daha da fazla sınırlanıyor. Emeğe kölelik dayatan bu düzende hepimiz kaybediyoruz.
    Emek karşıtı, sermaye yanlısı neo liberal politikaların, vahşi kapitalizmin acımasız bir şekilde sürdürüldüğü bir ülkede hepimiz kaybediyoruz
    Elimizden alınanları tek tek alt alta yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Kamu hizmetleri alanını kârı esas alan piyasaya, vatandaşları müşteriye, bizleri ise iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılan kapı kullarına dönüştürmek için;
    Ülkenin stratejik işletmelerini, fabrikalarını birkaç yıllık kârı karşılığında, arazileri ile birlikte satıp çalışanları işsiz bıraktılar. Şekerden, tütüne, enerjiden kağıda, etten samana ülkeyi dışarıya bağımlı hale getirdiler.
    Tek derdi daha fazla kâr elde etmek olan özel sektörde çalışanların aleyhine ne varsa tek tek klonlayıp kamu alanına aktardılar.
    ‘Her kamu idaresi kendine uygun bir kamu personel rejimi yaratır’ diyenler en başından beri iş güvencemize göz diktiler. Bizi ‘devlete kapağı atıp yan gelip yatan, her türlü dokunulmazlığı olan verimsiz’ bir güruh gibi gösterdiler.
    ‘Reform’, ‘dönüşüm’ gibi yaldızlı, süslü kavramlarla temel haklarımızı tek tek ortadan kaldırdılar.
    Az personelle, çok iş yapmayı esas alıp angarya çalışmayı artırdılar.
    İstihdamı bin parçaya bölüp güvencesiz-sözleşmeli-taşeron-ücretli istihdamı,
    bizi birbirimizin rakibi haline getiren-iş yükümüzü artıran performans sistemini-kuralsız-esnek çalışmayı tüm kamuya yaydılar.
    Kariyer ve liyakati ortadan kaldırdılar. Siyasal kadrolaşmayı tüm kamu emekçilerini kapsar hale getirmek için hem işe almada hem görevde yükselmede mülakatın ağırlığını artırıp torpilin, kayırmanın kapısını sonuna kadar açtılar.
    Yaşanan gerçek hayat pahalılığını perdelemek için rakamlara takla attıran TÜİK’in resmi enflasyonuna dayalı artışlar ile maaşlarımızı yoksulluk sınırından uzaklaştırıp açlık sınırına yaklaştırdılar.
    Sonuç olarak; kendilerine uygun bir kamu ve personel rejimi yaratma konusunda ciddi mesafe kaydettiler.
    Ancak bu onlara yetmiyor. Bugüne kadar torba yasalarla, KHK’lerle, OHAL ile sınırlanan, fiilen kullanılamaz hale getirilen iş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak için yeni bir ‘personel reformu paketi’ açıklamaya hazırlanıyorlar.
    Bizim memleket dediğimiz, küçük bir azınlık için değil, bir avuç patron ve yandaş sermaye için değil, halkın emekçi çoğunluğu için yaşanabilir bir memlekettir. Biz memleket isteriz, ekonomik krizin faturasını krizin sorumluları ödesin.
    Bizim memleket dediğimiz, sermaye ve iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda, hukuksuz ve keyfi bir biçimde yönetilen bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, işçi sınıfı başta olmak üzere halkın yüzde 99’u insanca, özgürce, kardeşçe yaşasın.
    Bizim memleket dediğimiz, ülkenin birikimlerinin varlık fonu adı altında talan edildiği, işsizlik fonunun patronlara, bankalara peşkeş çekildiği, kıdem tazminatımıza bile göz konulduğu bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işi olsun.
    Bizim memleket dediğimiz, ölümüne çalıştırıldığımız işyerleri, açlık ve yoksulluk sınırının altında ücretler, taşeron köleliği, güvencesizlik değildir. Biz memleket isteriz, çalışırken ölmeyelim, insanca yaşayabilelim.
    Yıllardır ceplerini doldururken sırtımızdan elde ettikleri nimetleri kimseyle paylaşmayanların, “hep bana” diyenlerin, işimize, aşımıza, haklarımıza el uzatanların çiftliği değildir memleket. Biz memleket isteriz, adalet olsun, zam-zulüm-işsizlik son bulsun.
    Bizim memleket dediğimiz, sokaklarda, meydanlarda, grevlerde, mahkemelerde hakkımızı savunmanın engellendiği, seçim sandıklarında hesap sormanın bile neredeyse “suç” ilan edildiği bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, demokrasi olsun, seçme-seçilme, örgütlenme ve grev hakkımız tam olsun.
    BİRLİĞİ DAYANIŞMAYI MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK BİZİM ELİMİZDE
    Bugün önümüzde iki yol var.
    Ya iş güvencemiz başta olmak üzere temel taleplerimize birlikte sahip çıkıp emeğin birleşik gücünün zaferlerine bir yenisi ekleyerek hep birlikte kazanacağız.
    Ya da bugüne kadar aldığımız darbelerin üstüne bir yenisinin eklenmesine izin verip hep birlikte kaybedeceğiz…
    Biz karanlığın zifiriye döndüğü zamanlarda bile yarına dair umudumuzu hiç yitirmedik. Bugünden yarına umut biriktirmeye devam ettik.
    Umutluyuz çünkü biz çoğuz, çoğunluğuz, milyonlarız, halkız!
    Umutluyuz çünkü dünyanın ve ülkenin tüm güzelliklerini ortaya çıkaran, en yüce değerin, emeğin sahipleriyiz.
    Umutluyuz çünkü gücünü bizi bölmekten alanların dayattığı sömürü, yoksulluk ve baskı düzenine karşı omuza omuza mücadele ettiğimizde önümüzdeki engelleri kumdan kalelere çevirdiğimiz başarılarla dolu bir tarihin sahipleriyiz.
    Ekonomik krizin faturasının emekçilere yıkılmadığı,
    Emeğin sömürülmediği,
    Herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işinin olduğu,
    Kimsenin cinsiyetinden, kimliğinden, inancından dolayı ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmediği,
    Eşit yurttaşlığın, barış ve kardeşliğin hakim olduğu,
    Sendikal hak ve özgürlüklerin, hak arama yollarının önünün açıldığı, grevlerin yasaklanmadığı,
    Düşünmenin, düşünceyi ifade etmenin, itiraz etmenin cezalandırılmadığı,
    Emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın, laikliğin hâkim olduğu
    BİR DÜNYA VE ÜLKE İSTİYORUZ!
    Kazanılmış haklarımızın gasp edilmek istenmesine, hukuksuz ihraçlara, yaşamın her alanındaki hukuksuzluğa, haksızlığa ve keyfiliğe en gür sesimizle dur diyoruz. Emeğimize, ekmeğimize, işimize geleceğimize ve memleketimize sahip çıkarak barış içerisinde savaşsız sömürüsüz bir dünyada yaşama ve yaşatma umudumuzu 1 Mayıs meydanlarında yükseltiyoruz. Güvencesizliğe, işsizliğe, yoksulluğa teslim olmayacağız. Umudu ve mücadeleyi büyütmek için 1 Mayısta alanlardayız. Barış ve huzur içinde kardeşçe yaşayacağımız güzel günlere hep birlikte omuz omuza yürüyeceğiz. Dayanışma ruhumuzla; ekmek, gül ve hürriyet günlerine olan inancımızla Yaşasın 1 Mayıs!” diye konuştu. Alanı dolduranlar davul zurna eşliğinde halay çektikten sonra dağıldı.

  • 3600 EK GÖSTERGE KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR!

    3600 EK GÖSTERGE KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR!

    Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, söz verildiği halde bugüne kadar gerçekleşmeyen 3600 ek gösterge konusunda basın açıklaması yaptı.
    Necip Taşkın, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Kamu çalışanları zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilmekte zorlanıyor. Kamu çalışanları yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Devletin, vatandaşın sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için önlem alması ve yaşama standartlarını yükseltmesi gibi Anayasal bir görevi vardır.
    Kamu çalışanları kendilerine verilen sözlerin yerine getirilmesini beklemektedir. Özellikle sağlık teşkilatlarında özverili bir şekilde çalışan, darp edilen, öldürülen sağlık çalışanlarının kadro ayırt edilmeksizin 3600 ek göstergeyi hak ettiklerinin bilinmesinde yarar var. Ek göstergenin 3600’e yükseltilmesiyle sağlık çalışanları biraz olsun rahatlayacaktır. Ek göstergenin kadro ayrımı yapılmadan bütün sağlık çalışanlarına verilmesini ısrarla istiyoruz. Çünkü ek göstergenin yükselmesi demek maaşların, emekli ikramiyelerinin ve emekli maaşlarının yükselmesi demektir. Ayrıca üniversite mezunu sağlık çalışanlarının mağduriyetleri de önlenmiş olacaktır. Zira bu konu, sağlık teşkilatlarında çalışan çeşitli meslek gruplarını yakından ilgilendiriyor.
    Sendika olarak, 3600 ek gösterge düzenlemesinin sağlık teşkilatlarında halen çalışmakta olanları değil, aynı zaman da sağlık teşkilatlarından emekli olanları da kapsayacak şekilde bütünsel bir çalışma yapılmasını istiyoruz. Bu çalışma ilköğretimden üniversite mezunlarına kadar bütün sağlık çalışanlarını kapsamalıdır. Açıklandığı şekilde yapılacak bir düzenleme vicdanları yaralar, çalışma barışını bozar. Devlet, kamu çaalışanları arasında ayrımcılık yapamaz. Bu hususların özellikle dikkate alınması gerekmektedir. Bu nedenlerle 3600 ek gösterge konusunda verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz. Sendika olarak, 3600 ek gösterge bizim kırmızı çizgimizdir.”