Etiket: nem

  • 100 binin üzerinde nüfusu olan belediyeler kadın konukevi açacak

    100 binin üzerinde nüfusu olan belediyeler kadın konukevi açacak

    2 Nisan’da Bakanlık tarafından valiliklere gönderilen “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 2022 Faaliyet Planı” genelgesinde, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14’üncü maddesinde yer alan “Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 bin üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır.” hükmü gereğince çalışma yürütülmesi istenildi.

    Bakanlığın, genelge doğrultusunda 215 belediyeye gönderdiği yazıda, kadın konukevi açma zorunluluğu bulunup, henüz bu konuda çalışması olmadığı tespit edilen belediyelerin bu yılın sonuna kadar kadın konukevlerini hizmete açması gerekiyor.

    Genelgede, kadına yönelik şiddetle mücadelede kadın konukevlerinin önemi belirtilirken valilere, belediyelerin kadın konukevi açmalarına yönelik çalışmalarının takipçisi olmaları, gerekli koordineyi sağlayarak bu alandaki faaliyetlere ilişkin ilerleme raporlarını iki aylık periyotlar halinde Bakanlığa bildirmeleri talimatı verildi.

  • Rektör Elmacı’yı ABD Ankara Büyükelçiliği İngilizce Eğitim Ataşesi ziyaret etti

    Rektör Elmacı’yı ABD Ankara Büyükelçiliği İngilizce Eğitim Ataşesi ziyaret etti

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD)  Ankara Büyükelçiliği İngilizce Eğitim Ataşesi Roger F. Cohen,  Amasya Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Süleyman Elmacı’ yı ziyaret etti. İngilizce Eğitim Programları  Koordinatörü Aycan Yaman’ da ziyarete katılım sağladı. Roger F. Cohen, Yabancı Diiler Yüksekokulu Müdürü Dr. Kadim Öztür’ten bilgiler alarak, öğrenci ve öğretim elemanları için ortak çalışmalar yapılabileceğini dile getirdi. Amasya Üniversitesi  Rektörü Süleyman Elmacı,  Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) belirlediği hedefler doğrultusunda üniversite olarak uluslararasılaşmaya önem verdiklerini, Amasya Üniversitesi’nde ise 17 farklı ülkeden öğrencinin eğitim gördüğünü dile getirdi. Yapılan ziyaret görüşmesi Amasya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Elmacı’nın hediye takdimi ile son buldu.

  • Amasya DSYB’den yenilikçi yaklaşımların yaygınlaştırılması projesi

    Amasya DSYB’den yenilikçi yaklaşımların yaygınlaştırılması projesi

    Amasya DSYB danışmanlık hizmeti altında hayvancılık işletmelerinin daha etkin ve verimli bir üretim sağlanabilmesi adına Mart ayı itibariyle sığırcılık işletmelerinde karlılığı arttıracak yenilikçi yaklaşımların yaygınlaştırılması projesi çerçevesinde çalışmalara başlamıştır. Birliğin bünyesinde saha hizmetinde yer alan 4 Veteriner Hekim, 1 Ziraat Mühendisi, 7 Veteriner Sağlık Teknisyeni Proje kapsamında görev almaktadır. Projenin sağlıklı bir şekilde yürütülmesinden ve geliştirilmesinden sorumlu proje yürütme kurulu, 2 Zooteknist Ziraat Mühendisi ve 2 veteriner hekimden oluşmaktadır. Danışmanlık projesi kapsamında verilecek olan hizmet konuları buzağı, dana, düve ve inek bakımı, hayvan besleme (ihtiyaca göre rasyonların hazırlanması vb.), sağım ve sağım hijyeni, (sağım süresi, ekipmanın bakımı ve temizliği), meme sağlığı (laktasyon ve kuru dönem mastitis kontrolü, laktasyonda meme temizliği), üretim aşamalarında işletme sahiplerine bilgi ve beceri kazandırılması, maliyet hesapları, gübre idaresi (gübre çukuru, gübrenin değerlendirme şekli vb.) gibi birçok hizmetler vardır. Ayrıca İhtiyaç duyulan konularda eğitimlerde oluşturulmaktadır. DSYB Amasya ilindeki üreticiler başta olmak üzere bölgedeki süt sığırcılığı ve sığır besisi işletmelerini geleceğe hazırlamak ve bu yapının Türkiye genelindeki benzer birlik ve kooperatiflerde yaygınlaştırılmasını amaçlamaktadır.

  • Amasya Valisi Mustafa Masatlı katılımı ile bağımlılıkla ilgili program gerçekleştirildi

    Amasya Valisi Mustafa Masatlı katılımı ile bağımlılıkla ilgili program gerçekleştirildi

    Amasya Valisi Mustafa Masatlı katılımı ile  bağımlılıkla ilgili program gerçekleştirildi.  Bağımlılığın sadece kişinin kendisini değil aynı zamanda sosyal çevresinide etkilediği görülmektedir.  Tedavi etme sürecinin uzun ve zorlu olması nedeni ile en önemli yöntem önleme olduğu dile getirilmiştir. Sosyal, kültürel  ve sportif argümanlar ile bağımlılığı azaltmaya yönelik aktiviteler sayesinde toplum sağlığını tehdit eden bu unsuru en aza indirgemeye çalışmak gerekmektedir.  Kampanyanın ilk adımı, ‘ ben olsaydım’ sloganı kullanılarak, istişare çalıştayları iki gün sürecek ve belirli aralıklar ile yeniden toplanıp kararlar alınacaktır. Alınan kararlar Amasya Valiliği tarafından takip edilerek, başarılı bir şekilde uygulanmasın için çalışmalar sürdürülecektir. Çalıştay, bağımlılık ile mücadelede var olan sorunları tespit ederek, riskli bölgelerin belirlenmesine yönelik önleyici tedbirler  geliştirmeyi hedeflemektedir. 31 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek Çalıştay sonunda alınacak kararlar Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilip ulusal düzeyde yapılan Bağımlılıkla Mücadele Şurasında değerlendirilecektir.

    Amasya Valisi Masatlı Konuşma Gerçekleştirdi

    Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Amasya Valisi Mustafa Masatlı şu ifadelere yer verdi: “Sayısız teknolojik icat ve gelişmelerle dolu 21. yüzyıl, bağımlılık türlerinin küresel çapta arttığı bir dönem olmuştur.

    Bağımlılık; sosyal, psikolojik ve fizyolojik olarak bireylerin sağlığını bozarak, dünyanın tamamını tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olmasının yanı sıra, ülkelere mali açıdan da büyük zarar veren toplumsal bir problemdir.

    Bağımlılık, türü ne olursa olsun, çağımız insanının aklını ve ruhunu felce uğratan, salgın bir hastalıktır. İnsanlar alışverişe, yiyeceklere, bilgisayar oyunlarına, sosyal medyaya, televizyon dizilerine bağımlı olabilmekteler. En kötüsü ise bazı insanlar sigara, alkol ve çeşitli uyuşturucu maddelere bağımlı hale gelmektedirler. Bu sebeple, dünyanın en önemli mücadelelerinden birisi olan bağımlılıkla mücadele, sadece kolluk kuvvetleriyle değil tüm kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve halkımızla birlikte topyekûn yürütülmesi gereken bir mücadeledir.

    Bu noktada, etkin bir mücadele için ortak bir strateji ve çalışma pratiği benimsenerek; tıbbi, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve adli yöntemlerin birbirini destekleyici, tamamlayıcı biçimde kullanılması gerekmektedir.

    Bağımlılık ile mücadele konusunda Ülkemizde önemli adımlar atılmış ve bu alanda büyük mesafeler katedilmiştir. 2018-2023 Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı ise bu çalışmaların en önemlilerindendir. Bunun yanı sıra uzun zamandan beri ilgili kurum/kuruluşlar tarafından, çeşitli bağımlılıklara yönelik, çok yönlü politikalar, programlar, projeler, strateji belgeleri ve eylem planları geliştirilmektedir.

    Hiçbir bağımlılığı bir diğerine tercih edemeyiz. Zira insanın iradesini elinden alan bu davranışların daha az tehlikelisi yoktur. Fakat madde bağımlılığı, insan hayatını tehdit eden, en trajik bağımlılıkların başında gelmektedir. Bağımlılığı tedavi etmenin maddi ve manevi anlamda çok daha zor ve uzun bir süreç olmasından hareketle, bu mücadelede en etkili yöntem önleyiciliktir.

    İçişleri Bakanlığımız da bu bilinçle, uyuşturucuyla mücadeleye ayrı bir önem göstermiş ve sadece 2021 yılında Ülkemiz genelinde gerçekleşen 215.228 operasyonda 293.905 kişi gözaltına alınarak, bunlardan 26.128’i adli makamlarca tutuklanmıştır. Bu operasyonlar neticesinde ise isimlerini saymak istemediğim, çeşitli uyuşturucu maddelerden tonlarcası ele geçirilmiştir.

    Bakanlığımız ayrıca önleyici tedbirler kapsamında, Uyuşturucu kullanımı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen, ‘En İyi Narkotik Polisi: Anne ve UYUMA Uygulamaları’ kapsamında ise, 2021 yılında yapılan 11.270 etkinlikle 449.238 anneye ulaşılmıştır. Bu rakamlar inanıyorum ki bu yıl daha da artacaktır.

    Devletimiz tarafından yapılan çalışmalar oldukça önemli olmakla birlikte, bizler birey olarak, anne ve baba olarak nasıl tedbir alabiliriz, bunu iyi analiz etmeliyiz. Yapılan bilimsel araştırmalar, çocuklukta yaşanan travmaların ve ihmalin çeşitli bağımlılıklara sebep olabildiğini göstermektedir.

    Bu nedenle çocuklarımıza muamelede, onlarla kurulan ilişkide ve eğitimde şefkati, anlayışı ve hoşgörüyü hiçbir zaman elden bırakmamalıyız. Hz. Ali Efendimizin dediği gibi; “Çocukların kalpleri tarla gibidir. Ne ekerseniz onu biçerseniz.”

    Bu Çalıştayımız da bağımlılıkların sebebini, olumsuz etkilerini, önleyici tedbirleri ve tedavi yöntemlerini bilimsel bir yaklaşımla ele alması bakımından oldukça önemlidir.

    Bu vesilesiyle başta İl Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere, çalışmaya katkı sunan tüm kurum ve STK’lar ile konuşmacılara teşekkür ediyor, insanların her türlü bağımlılıktan uzak kalabildiği bir dünya temenni ediyorum.”

     

  • KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, özellikle sıcaklığın en yüksek hissedildiği bu günlerde sıklıkla başvurulan klimalarla ilgili uyarılarda bulundu.

    Sıcak havalarda oda ısısını düşürerek konforlu bir ortam yaratmak için kullanılan klimaların, aynı zamanda hava yolu ile bulaşan mikroorganizmaların da kaynağı olabilmekte ve sağlığımız açısından ciddi sorunlara neden olabildiğine işaret eden Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, “Klimadan kaynaklanan sağlık sorunları genelde klimanın aşırı kullanımı nedeniyle görülmektedir. Uzaktan kumanda ile basit bir parmak dokunuşu ile çalıştırabilme imkânı bulduğumuz klimalar, gereğinden fazla kullanımda değişlik sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    Vücut ani sıcak ve soğuk hava değişimlerine karşı kendini koruyamadığı için bu durum başta solunum yolu hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa sebep oluyor. Vücuttaki termostat kendi ısısını bu kadar hızlı düzenleyemez. Bu nedenle iki ortam arasındaki geçiş yavaş olmalıdır. Genellikle sıcaklardan bunalanlar, klimaları çalıştırarak bir an önce sıcak ortamdan serin ortama geçmek istiyorlar. Oysa klimaların ortamı belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş soğutmak için kullanılması gerekiyor. Örneğin, dışarıda sıcaklık 40 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklığın aralıklarla 5’er derece düşürülmesinde fayda var” dedi.

    Başhekim Sezikli, klimaların yol açtığı rahatsızlıklarla ilgili de verdiği bilgide; “Klima çarpması” Klimanın üflediği serin havanın karşısında durmak pek doğru değil; hele de dışarıdan terlemiş olarak gelmişseniz. Terin üzerinizde aniden soğuması ‘klima çarpmasına’ sebep olabilir. Boynunuz tutulabilir, başınızı çeviremezsiniz; nefes alırken göğsünüzde bıçak batar gibi ağrılarınız olabilir. Havanın doğrudan vücudunuza gelmemesi için klimaların ayarlanabilen kanatçıklarından yararlanabilirsiniz.

    Klimayı çok düşük değerlere ayarlamak sağlık için doğru değil. İdeali, ısının 23-24 derece arasında, nispi nemin de %40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmasıdır.

    “Klima ateşi” Klima ateşine, air-condition sistemlerinden başka, evlerde kullanılan ve halkımızın kısaca “soğuk buhar” diye bildikleri nem yapıcı aletler ile akciğer hastalarına solunum yoluyla ilaç vermeye yarayan nebülizatör denilen aletler de neden olabilirler.

    Hastalık, mikroplarla kirlenmiş air-condition veya nemlendirme sistemlerine maruz kalındıktan birkaç saat sonra ateşli bir hastalık gibi başlar. Belirtilerin ortaya çıkması nadiren 12 saati de bulabilir.

    Şikâyetler genellikle hafta başında veya tatil veya dönüş günlerinde görülür. Bir süre kullanılmayan klimaların ilk çalıştığı günlerde de belirtiler daha fazladır.

    Hastalarda ateş, titreme, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk, halsizlik, bitkinlik… gibi daha çok gribi hatırlatan şikayetler vardır. İş yerine geldikten birkaç saat sonra başlayan belirtiler akşama doğru şiddetlenir ve gece eve döndükten sonra da devam ederse de, hastaların çoğu 24-48 saat içinde tamamen düzelirler. Bazı hastalarda nadiren şiddeti çok fazla olmayan öksürük, nefes darlığı ve çarpıntı gibi yakınmalar da olabilir.

    “Alerjik zatürre” Klimaların sebep olduğu alerjik zatürree çocuklarda da görülebilirse de, daha çok 50 yaşın üzerinde olanlarda ve diğer akciğer hastalıklarının aksine sigara içmeyenlerde daha çok saptanır.

    Tıp dilinde ventilasyon pnömonitisi olarak isimlendirilen alerjik zatürreeye, air-condition sistemlerinin nemlendirme bölümünde üreyen ve küf mantarları ve bazı bakteriler neden olmaktadır.

    Klima ateşi ve alerjik zatürrenin önlenmesi, bu tür nemlendiricilerin su haznelerinin doğru bakımı ile mümkündür. Klima ve nemlendiricilerin bakımlarına özen gösterilmeli ve talimatlara uygun kullanılmalıdır. Bu aletlerde musluk suyu yerine distile veya demineralize su tercih edilmelidir.

    Nemlendiriciler çamaşır suyu gibi dezenfektanlarla zaman zaman temizlenmelidir.

    “Klima hastalığı (akciğer zatüresi-lejyoner hastalığı)” Klima yoluyla bulaşan en önemli hastalık “klima hastalığı” olarak da adlandırılan “lejyoner hastalığı”dır. Lejyoner hastalığı, Legionelle pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir.

    Bakteri klima sistemlerinin yanı sıra otel, hastane vb büyük yapıların su sistemlerinde de (soğutma kuleleri, su depoları, su dağıtım kanalları) bulunabilmektedir. Havaya dağılan bu bakterinin solunum yolu ile kişilerin vücuduna girmesi ile hastalık (zatürre) oluşmaktadır. Hastalığın en önemli belirtileri kuru öksürük, bulantı kusma, ishal, yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve ateştir. Diğer zatürrelerden farklı olarak bu hastalıkta ishal daha yüksek oranda görülür. Hastalık otel, büyük ölçekli gemiler ve hastanelerde salgına neden olabilmektedir. Hastalığın önemli bir özelliği insandan insana bulaşmamasıdır. Bu nedenle bu hastalığı bulunan insanlardan kaçınmak doğru değildir.

    Legionella pneumophilia bakterisi zatürre dışında sadece ateş ile seyreden ve hafif bir hastalık tablosu olan Pontiak ateşine de neden olabilir. Klimalı sistemlerin bulunduğu otel, işyeri ve evlerde yaşayanlar veya çalışan kişiler bu hastalık açısından risk altındadır. Bu bakterinin bulaştığı herkeste hastalık oluşmaz. Özellikle şeker ve kanser hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişiler, alkolikler, siroz hastaları ve sigara içen kişilerde hastalık oluşma riski daha fazladır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör sigara içilmesidir.

    Lejyonella hastalığının tedavisi belirli antibiyotikler ile yapılabilmektedir. Antibiyotiklerin hastalığın erken döneminde başlatılması tedavinin etkinliğini artırmaktadır. Bu nedenle klimalı ortamda bulunan kişilerde yukarda bahsedilen şikayetlerin meydana gelmesi halinde, bunu basit bir gribal enfeksiyon olarak değerlendirmeyip, bunun klimaya bağı bir zatürre olabileceğini akılda bulundurup tetkikler için uzman bir doktora başvurulmalıdır.

    “Özellikle merkezi iklimlendirme sistemlerine sahip binalarda olmak üzere, bu hastalığın ve etken bakterinin yayılımını önlemek üzere Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi önlemler alınmış, takibi sıkı olarak devam etmektedir. Öyleyse faydalı olan bu icadın zararsız bir şekilde kullanımı için basit kontrol önlemlerine uymakta fayda var. Su hazneli soğutma sistemlerinde mutlaka yaz başı ve yaz sonunda klima bakımının yapılması, temizlik ve dezenfeksiyonunun yapılması, filtrelerinin temizlenmesi veya değiştirilmesi gerekmektedir. Sulu sistem ile çalışan taşınabilir klimalar için de aynısı geçerlidir. Split denilen, gazlı iklimlendirme yapan sistemlerde ise bakım ve temizlik yeterlidir. Bu önlemlere dikkat ederek ve aşırı kullanımdan kaçınarak klimaların konforundan azami fayda görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.

  • SICAK HAVALARA DİKKAT

    SICAK HAVALARA DİKKAT

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, aşırı sıcaklara karşı uyarılardan bulunarak, sıcak havaların insan sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte mevsim normallerinin üzerine çıkan hava sıcaklıklarından korunmanın yollarıyla ilgili tavsiyelerde bulunan Başhekim Selçuk Sezikli, “Özellikle çocukların, yaşlıların, kalp, akciğer solunum ve tansiyon hastalığı bulunan kişilerin, hamilelerin, kilo sorunu olan kişilerin daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Çok sıcak havalarda ve rutubetin arttığı durumlarda 37 dereceye kadar normal olan vücut ısısı 40-41 dereceye kadar yükselebilir. Aşırı sıcağa maruz kalan bir kişinin beynindeki ısı ayarlama merkezinin fonksiyonu bozulur ve ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar” dedi.

    Sıcak havalarda meydana gelebilecek fiziksel kramplara karşı uyarılarda bulunan Sezikli, “Fiziksel aktivite ile beraber terlemeye bağlı vücutta hızlı bir şekilde meydana gelen su ve tuz kaybı sonucu oluşur. Belirtileri, karın bacak ve kol kaslarında ağrılı spazmların oluşumudur. Sıcak krampları için tıbbi bir tedaviye gerek yoktur. Kişi kramplardan sonra en azından birkaç saat için fiziksel aktiviteyi durdurmalı sulu- mineralli içecekler tüketmeleri gerektiğini söyleyerek, sıcak bitkinliği, yorgunluk, halsizlik, bayılma hissi, yükselen ateş, kalbin daha hızlı çarpması, belirtilerindendir. Bilinç kaybı yoktur. Kişi serin bir yerde bacakları baş seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzanmalı, sıkı giysilerini gevşetmeli, sıvı- mineralli içecekler almalıdır. Kişinin durumu gözlenmelidir. Sıcak ve nemli havalarda aşırı terlemeye bağlı olarak derinin tahriş olması sonucu ortaya çıkan pütürcüklerdir. Vücudun daha çok boyun koltuk altı dirsek içi gibi kıvrımlarında görülür. Her yaşta ve herkeste görülebilmekle beraber bebeklerde görülmesi daha sıktır. Kızarık bölgeler kuru tutulmalı, daha serin daha nemsiz ortam sağlanmalıdır. Güneş yanıklarından korunmak gerektiğini söyleyen Başhekim Sezikli, “Güneş yanıkları uzun süre güneş ışığına maruz kalmakla meydana gelir. Etkilenen kişide deride kızarıklık, su toplama, yüksek ateş, şiddetli ağrı-acı şikâyetleri görülür. Güneş yanıklarından korunmak için özellikle güneş ışınlarının en şiddetli olduğu 11.00-16.00 saatleri arası güneşe çıkmamaya özen gösterilmelidir. Güneş yanığı olan yerler ilk olarak soğutulmalıdır. Yağ, salça, yoğurt ve diş macunu kesinlikle sürülmemelidir. Bir hekime danışarak tıbbi losyon kullanılmalıdır. Güneş veya sıcak çarpması kalıcı hasarlara neden olabilir. Aşırı sıcağa maruz kalmak sonucu bedenin vücut sıcaklığını sabit tutma mekanizmasının bozulmasıyla ortaya çıkar. Hayati tehlikesi olan bir durumdur. Güneş veya sıcak çarpmasının belirtileri, çok yüksek ateş. (40-41 derece) Vücudun terleme olayını gerçekleştirememesi. Halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ciltte aşırı kuruluk, kusma, bulantı, bilinç kaybı, görme netliğinin bozulması, el ayak hareketlerinin kontrolünde hâkimiyet kaybıdır. Bu belirtiler görüldüğünde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diye konuştu.