Etiket: kas

  • YSK milletvekili sayılarını açıkladı

    YSK milletvekili sayılarını açıkladı

    Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), nüfus verileri kapsamında illerin milletvekili sayıları dağılım tablosunu açıkladı. YSK’nın yaptığı açıklamaya göre İstanbul ve Bayburt’un milletvekili sayısı birer arttı, Eskişehir ve Muş’un milletvekili sayısı birer azaldı.

    YSK’nın belirlediği sayıya göre Amasya ilini mecliste 3 milletvekili temsil edecek.

    Resmi Gazete’de yayımlanan YSK kararında, seçim çevreleri ve her seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısının 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 5’inci maddesinde genel nüfus sayımı sonuçlarının açıklanmasının ardından en geç 6 ay içinde açıklanacağının hüküm altına alındığı hatırlatıldı.Türkiye İstatistik Kurumu tarafından en son 31 Aralık 2021 nüfus bilgilerinin açıklandığı aktarılan kararda, bu kapsamda 600 milletvekilinin il ve seçim bölgelerine göre dağılımları yer aldı.

     

    YSK’nın verdiği listeye göre Ankara 36, İstanbul 98, İzmir 28 milletvekili çıkaracak. Tabloya göre, İstanbul ve Bayburt’un çıkaracağı milletvekili sayısı birer arttı, Eskişehir ve Muş’un milletvekili sayısı birer azaldı. İstanbul’un çıkaracağı milletvekili sayısı 97’den 98’e, Bayburt’un vekil sayısı 1’den 2’ye çıktı, Eskişehir’in çıkaracağı milletvekili sayısı 7’den 6’ya, Muş’un milletvekili sayısı 4’ten 3’e indi.Diğer iller ve çıkaracakları milletvekili sayıları şu şekilde:”Adana 15, Adıyaman 5, Afyonkarahisar 6, Ağrı 4, Amasya 3, Antalya 17, Artvin 2, Aydın 8, Balıkesir 9, Bilecik 2, Bingöl 3, Bitlis 3, Bolu 3, Burdur 3, Bursa 20, Çanakkale 4, Çankırı 2, Çorum 4, Denizli 7, Diyarbakır 12, Edirne 4, Elazığ 5, Erzincan 2, Erzurum 6, Eskişehir 6, Gaziantep 14, Giresun 4, Gümüşhane 2, Hakkari 3, Hatay 11, Isparta 4, Mersin 13, Kars 3, Kastamonu 3, Kayseri 10, Kırklareli 3, Kırşehir 2, Kocaeli 13, Konya 15, Kütahya 5, Malatya 6, Manisa 10, Kahramanmaraş 8, Mardin 6, Muğla 7, Muş 3, Nevşehir 3, Niğde 3, Ordu 6, Rize 3, Sakarya 7, Samsun 9, Siirt 3, Sinop 2, Sivas 5, Tekirdağ 8, Tokat 5, Trabzon 6, Tunceli 2, Şanlıurfa 14, Uşak 3, Van 8, Yozgat 4, Zonguldak 5, Aksaray 4, Bayburt 2, Karaman 3, Kırıkkale 3, Batman 5, Şırnak 4, Bartın 2, Ardahan 2, Iğdır 2, Yalova 3, Karabük 3, Kilis 2, Osmaniye 4 ve Düzce 3.Ayrıca Ankara 3, Bursa 2, İstanbul 3, İzmir ise 2 seçim bölgesine ayrılacak.

  • Amasya Üniversitesinde Doktorlar Arasındaki Kavga Yoğun Bakımda Bitti

    Amasya Üniversitesinde Doktorlar Arasında Kavga

    Amasya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli Prof. Dr. H.S.B.’nin dövdüğü doktor yoğun bakıma alındı.

    Olay Amasya Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaşandı. Amasya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. H.S.B. ile kalp cerrahisi uzmanı Dr. Öğretim Üyesi E.K. arasında, evrak imzalama konusu yüzünden tartışma çıktı. Tartışma karşılık kavgaya dönüşürken kavga sırasında Dr. Öğretim Üyesi E.K aldığı darbeler sonucunda yere yığıldı. Burnu kırılan E.K.’yi çalışma arkadaşları Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırdı.

    Tedavi altına alınan E.K, beyin kanaması şüphesiyle yoğun bakıma alındı. Profesörün, olay sonrası fakülteyi terk ettiği ve polis ekipleri tarafından arandığı öğrenildi.

    Prof. Dr. H.S.B. “Geçmiş Olsun”

    Amasya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Dr. Öğretim Üyesi E.K.’yi dövdüğü iddia edilen Prof. Dr. H.S.B, “Doktora şiddetin bu kadar ayyuka çıktığı bir dönemde doktorların kendi arasında bu şekilde bir kavga olması da tabii ki hoş değil. Ben bunu önemsiyorum. Böyle bir şey oldu. Bir kaza gibi düşünmek lazım. Kendisine de geçmiş olsun.” dedi.

     

    Profesör H.S.B. “Tek taraflı bir darp olmadı”

    Dr. Öğretim Üyesi E.K. ile yaptığı kavgayı anlattı.

     

    “Bana hakaret etmeye, beni birtakım şeylerle itham etmeye başladı. Benim kadromun buraya gelirken kendisine sorulmadığı ve beni burada istemediklerini söyledi. Beni burada çalıştırmayacaklarını ve benim buradan gitmemi istedi. Ben buraya Amasya halkına hizmet etmek için geldim, profesörler gelirken doktorlara sorulmaz. Daha sonra kendisi odadan ayrılırken kapımı son gücüyle çarptı, hatta kapı yerinden fırladı kasasıyla birlikte. Ben de arkasından çıktım, daha sonra birbirimize fiziki olarak temas ettik, tek taraflı bir darp olmadı, benim de dirseğimde ve parmağımda kırık var, bir arbede oldu, beraber merdivenden yuvarlandık.”

    Kendisinin de 10 günlük iş göremezlik raporu aldığını ifade eden H.S.B. “Ayrıca kendisi sedyeyle götürüldü, yoğun bakıma yatırıldı gibi bir şey de yok, kendisi benim bu olaydan mağdur olmam için tiyatro çevirdi, doktor arkadaşlarının nüfuzuyla kendini yoğun bakıma yatırdı.” iddiasında bulundu.

     

  • ÖNCELİĞİMİZ SAĞLIK

    ÖNCELİĞİMİZ SAĞLIK

    Amasya İl Sağlık Müdürü Dr. Öner Nergiz, vücutta sıvı dengesinin korunması ve yeterli miktarda sıvı alımı, en önemli konuların başında geliyor dedi.

    Amasya İl Sağlık Müdürü Dr. Öner Nergiz, vücutta sıvı dengesinin korunması ve yeterli miktarda sıvı alımı, en önemli konuların başında geliyor dedi.

    Vücuttaki sıvı dengesi, alınan ve atılan sıvılar arasındaki fark olarak tanımlanıyor. Günlük şartlarda sıvılar beslenme yolu ile alınıyor. Su ve diğer içecekler haricinde katı gıdalardan da belirli miktarda sıvı alınabiliyor. Bununla birlikte vücuttan sıvı kaybı temel olarak idrar ve dışkı ile olmakla birlikte, terleme ve akciğerlerden buharlaşma yolu ile de gerçekleşiyor.

    Su hayati önem taşıyor

    Sıvıların insan vücudunda çok önemli bir yere sahip olduğunun altını çizen Amasya İl Sağlık Müdürü Dr. Öner Nergiz, “Vücut ağırlığının yaklaşık %75’ini oluşturan su, hem hücre içinde (intraselüler) hem de hücre dışında (ekstraselüler) yer alır. Hücre içi sıvılar vücut sıvılarının 2/3’ünü oluştururken hücre dışı sıvılar 1/3’ünü oluşturur. Hücre dışı sıvıların özelliği, çeşitli boşluklar ve dokular arasında hareket edebiliyor olmasıdır. Vücuttaki hücre dışı sıvının en önemli kısmı kanın hücresiz plazma kısmındadır. Bunun haricinde doku aralıklarındaki sıvılar ve karın, göğüs boşluğu gibi alanlarda yer alan sıvılar bulunmaktadır. Kas %70 sıvı içeriği ile en çok su içeren dokulardan bir tanesidir.Hücrelerdeki fizyolojik dağılımı ve vücudumuzdaki (hücre, damar içi ve damar dışı) çeşitli su kompartımanlarını denetleyen ve koruyan su, hücrelerin ve organların (kalp, kaslar, kan damarları, böbrekler, mide-bağırsak sistemi) fizyolojik fonksiyonlarını sürdürmesini de sağlamaktadır. İnsan besin almadan haftalarca canlılığını sürdürebilmesine karşın susuz ancak birkaç gün yaşayabilmektedir (en uygun şartlarda en fazla 7 gün). İnsan vücudundaki karbonhidrat ve yağın tümü, proteinlerin yarısı, vücut suyunun ise sadece %10’u yitirildiğinde yaşam tehlikeye girmekte, vücut suyunun % 20 oranda kaybı ölümle sonuçlanmaktadır. Tüm bu bilgiler suyun, insan vücudu için ne kadar önemli önemli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Su, vücutta pek çok fonksiyona sahiptir. Termoregulasyon yani vücut ısısının ayarlanması, besin öğelerinin ve oksijenin dokulara taşınması, eklem kayganlığının sağlanması, metabolik atıkların dokulardan uzaklaştırılması ve sindirim-emilim bu fonksiyonlar arasında ilk akla gelenlerdendir” dedi.

     

  • SAĞLIK DOSTU KARPUZ

    SAĞLIK DOSTU KARPUZ

    Bir porsiyonunun 60 kalori olması sayesinde diyet yapanların ve sağlıklı beslenenlerin tercihleri arasında yer alan karpuzun çok önemli faydaları bulunuyor. Tatlı krizlerini en hafif şekilde atlatmanın iyi bir yolu olan karpuz, obeziteden kalp hastalıklarına kadar pek çok rahatsızlığa karşı doğal bir koruma sağlıyor. Amasya İl Sağlık Müdürü Dr. Öner Nergiz, karpuzun faydaları hakkında bilgi verdi.

    Karpuz, su ve şeker içeriği yanında birçok vitamin ve mineral içeren düşük kalori mucizevi bir meyvedir. Özellikle yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden biri olan karpuz, kilo kontrolüne de yardımcı olmaktadır. Ayrıca karpuz, tatlı krizlerini önlemek için de özellikle tercih edilmesi gereken bir meyvedir.

    60 kalorilik vitamin deposu
    Karpuz; C vitamini (16 mg), pantotenik asit, biotin, potasyum (230 mg), A vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, bakır, magnezyum için iyi bir kaynaktır. Bir porsiyon yani 200 gramlık bir karpuz 60 kalori olmasıyla da iyi bir diyet besinidir. 200 gram karpuz 15 gram karbonhidrat, 0,80 gram lif ve 8 miligram likopen içermektedir.

    Böbrek hastaları doktora danışmadan yememeli
    Her türlü sebze ve meyve, uzun yaşamın sırrı olarak değerlendirilmektedir. Birçok araştırma karpuz gibi bitkisel besinlerin tüketilmesini obezite, diyabet, genel ölüm oranlarının azalması, kanser ve kalp hastalıklarının azalması ile ilişkilendirmektedir. Ancak karpuz potasyum içeriği yüksek olan meyvelerden biridir. Bu sebeple potasyum kısıtlaması olanlarda, böbrek hastalarında tüketimi beslenme uzmanları kontrolünde olmalıdır.

    Karpuzun faydalarını biliyor musunuz?
    1. Bir porsiyon karpuz günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 16’sı karşılamaktadır.
    2. Karpuz kan basıncını düzenleyerek, tansiyonu kontrol altına almaktadır.
    3. Kanser savar bir besindir. Kanser vakalarında yan etkinin azalmasına yardımcı olmaktadır
    4. Vücutta yağ birikimini engellemektedir.
    5. Serbest radikalleri etkisiz hale getirip ve oksidatif stresi azaltarak kalbi korumaktadır.
    6. Çok iyi bir antioksidandır.
    7. Sindirimi düzenleyip, kabızlığı, hazımsızlığı önlemektedir.
    8. Susuzluğa çaredir.
    9. İçerdiği kolin sayesinde hafızayı güçlendirmektedir.
    10. Kas ağrılarını azaltıp, egzersiz sorası toparlanma süresini kısaltmaktadır.
    11. Cildi nemlendirip, saç hücrelerini geliştirmektedir.

  • KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, özellikle sıcaklığın en yüksek hissedildiği bu günlerde sıklıkla başvurulan klimalarla ilgili uyarılarda bulundu.

    Sıcak havalarda oda ısısını düşürerek konforlu bir ortam yaratmak için kullanılan klimaların, aynı zamanda hava yolu ile bulaşan mikroorganizmaların da kaynağı olabilmekte ve sağlığımız açısından ciddi sorunlara neden olabildiğine işaret eden Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, “Klimadan kaynaklanan sağlık sorunları genelde klimanın aşırı kullanımı nedeniyle görülmektedir. Uzaktan kumanda ile basit bir parmak dokunuşu ile çalıştırabilme imkânı bulduğumuz klimalar, gereğinden fazla kullanımda değişlik sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    Vücut ani sıcak ve soğuk hava değişimlerine karşı kendini koruyamadığı için bu durum başta solunum yolu hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa sebep oluyor. Vücuttaki termostat kendi ısısını bu kadar hızlı düzenleyemez. Bu nedenle iki ortam arasındaki geçiş yavaş olmalıdır. Genellikle sıcaklardan bunalanlar, klimaları çalıştırarak bir an önce sıcak ortamdan serin ortama geçmek istiyorlar. Oysa klimaların ortamı belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş soğutmak için kullanılması gerekiyor. Örneğin, dışarıda sıcaklık 40 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklığın aralıklarla 5’er derece düşürülmesinde fayda var” dedi.

    Başhekim Sezikli, klimaların yol açtığı rahatsızlıklarla ilgili de verdiği bilgide; “Klima çarpması” Klimanın üflediği serin havanın karşısında durmak pek doğru değil; hele de dışarıdan terlemiş olarak gelmişseniz. Terin üzerinizde aniden soğuması ‘klima çarpmasına’ sebep olabilir. Boynunuz tutulabilir, başınızı çeviremezsiniz; nefes alırken göğsünüzde bıçak batar gibi ağrılarınız olabilir. Havanın doğrudan vücudunuza gelmemesi için klimaların ayarlanabilen kanatçıklarından yararlanabilirsiniz.

    Klimayı çok düşük değerlere ayarlamak sağlık için doğru değil. İdeali, ısının 23-24 derece arasında, nispi nemin de %40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmasıdır.

    “Klima ateşi” Klima ateşine, air-condition sistemlerinden başka, evlerde kullanılan ve halkımızın kısaca “soğuk buhar” diye bildikleri nem yapıcı aletler ile akciğer hastalarına solunum yoluyla ilaç vermeye yarayan nebülizatör denilen aletler de neden olabilirler.

    Hastalık, mikroplarla kirlenmiş air-condition veya nemlendirme sistemlerine maruz kalındıktan birkaç saat sonra ateşli bir hastalık gibi başlar. Belirtilerin ortaya çıkması nadiren 12 saati de bulabilir.

    Şikâyetler genellikle hafta başında veya tatil veya dönüş günlerinde görülür. Bir süre kullanılmayan klimaların ilk çalıştığı günlerde de belirtiler daha fazladır.

    Hastalarda ateş, titreme, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk, halsizlik, bitkinlik… gibi daha çok gribi hatırlatan şikayetler vardır. İş yerine geldikten birkaç saat sonra başlayan belirtiler akşama doğru şiddetlenir ve gece eve döndükten sonra da devam ederse de, hastaların çoğu 24-48 saat içinde tamamen düzelirler. Bazı hastalarda nadiren şiddeti çok fazla olmayan öksürük, nefes darlığı ve çarpıntı gibi yakınmalar da olabilir.

    “Alerjik zatürre” Klimaların sebep olduğu alerjik zatürree çocuklarda da görülebilirse de, daha çok 50 yaşın üzerinde olanlarda ve diğer akciğer hastalıklarının aksine sigara içmeyenlerde daha çok saptanır.

    Tıp dilinde ventilasyon pnömonitisi olarak isimlendirilen alerjik zatürreeye, air-condition sistemlerinin nemlendirme bölümünde üreyen ve küf mantarları ve bazı bakteriler neden olmaktadır.

    Klima ateşi ve alerjik zatürrenin önlenmesi, bu tür nemlendiricilerin su haznelerinin doğru bakımı ile mümkündür. Klima ve nemlendiricilerin bakımlarına özen gösterilmeli ve talimatlara uygun kullanılmalıdır. Bu aletlerde musluk suyu yerine distile veya demineralize su tercih edilmelidir.

    Nemlendiriciler çamaşır suyu gibi dezenfektanlarla zaman zaman temizlenmelidir.

    “Klima hastalığı (akciğer zatüresi-lejyoner hastalığı)” Klima yoluyla bulaşan en önemli hastalık “klima hastalığı” olarak da adlandırılan “lejyoner hastalığı”dır. Lejyoner hastalığı, Legionelle pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir.

    Bakteri klima sistemlerinin yanı sıra otel, hastane vb büyük yapıların su sistemlerinde de (soğutma kuleleri, su depoları, su dağıtım kanalları) bulunabilmektedir. Havaya dağılan bu bakterinin solunum yolu ile kişilerin vücuduna girmesi ile hastalık (zatürre) oluşmaktadır. Hastalığın en önemli belirtileri kuru öksürük, bulantı kusma, ishal, yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve ateştir. Diğer zatürrelerden farklı olarak bu hastalıkta ishal daha yüksek oranda görülür. Hastalık otel, büyük ölçekli gemiler ve hastanelerde salgına neden olabilmektedir. Hastalığın önemli bir özelliği insandan insana bulaşmamasıdır. Bu nedenle bu hastalığı bulunan insanlardan kaçınmak doğru değildir.

    Legionella pneumophilia bakterisi zatürre dışında sadece ateş ile seyreden ve hafif bir hastalık tablosu olan Pontiak ateşine de neden olabilir. Klimalı sistemlerin bulunduğu otel, işyeri ve evlerde yaşayanlar veya çalışan kişiler bu hastalık açısından risk altındadır. Bu bakterinin bulaştığı herkeste hastalık oluşmaz. Özellikle şeker ve kanser hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişiler, alkolikler, siroz hastaları ve sigara içen kişilerde hastalık oluşma riski daha fazladır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör sigara içilmesidir.

    Lejyonella hastalığının tedavisi belirli antibiyotikler ile yapılabilmektedir. Antibiyotiklerin hastalığın erken döneminde başlatılması tedavinin etkinliğini artırmaktadır. Bu nedenle klimalı ortamda bulunan kişilerde yukarda bahsedilen şikayetlerin meydana gelmesi halinde, bunu basit bir gribal enfeksiyon olarak değerlendirmeyip, bunun klimaya bağı bir zatürre olabileceğini akılda bulundurup tetkikler için uzman bir doktora başvurulmalıdır.

    “Özellikle merkezi iklimlendirme sistemlerine sahip binalarda olmak üzere, bu hastalığın ve etken bakterinin yayılımını önlemek üzere Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi önlemler alınmış, takibi sıkı olarak devam etmektedir. Öyleyse faydalı olan bu icadın zararsız bir şekilde kullanımı için basit kontrol önlemlerine uymakta fayda var. Su hazneli soğutma sistemlerinde mutlaka yaz başı ve yaz sonunda klima bakımının yapılması, temizlik ve dezenfeksiyonunun yapılması, filtrelerinin temizlenmesi veya değiştirilmesi gerekmektedir. Sulu sistem ile çalışan taşınabilir klimalar için de aynısı geçerlidir. Split denilen, gazlı iklimlendirme yapan sistemlerde ise bakım ve temizlik yeterlidir. Bu önlemlere dikkat ederek ve aşırı kullanımdan kaçınarak klimaların konforundan azami fayda görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.

  • SICAK HAVALARA DİKKAT

    SICAK HAVALARA DİKKAT

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, aşırı sıcaklara karşı uyarılardan bulunarak, sıcak havaların insan sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte mevsim normallerinin üzerine çıkan hava sıcaklıklarından korunmanın yollarıyla ilgili tavsiyelerde bulunan Başhekim Selçuk Sezikli, “Özellikle çocukların, yaşlıların, kalp, akciğer solunum ve tansiyon hastalığı bulunan kişilerin, hamilelerin, kilo sorunu olan kişilerin daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Çok sıcak havalarda ve rutubetin arttığı durumlarda 37 dereceye kadar normal olan vücut ısısı 40-41 dereceye kadar yükselebilir. Aşırı sıcağa maruz kalan bir kişinin beynindeki ısı ayarlama merkezinin fonksiyonu bozulur ve ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar” dedi.

    Sıcak havalarda meydana gelebilecek fiziksel kramplara karşı uyarılarda bulunan Sezikli, “Fiziksel aktivite ile beraber terlemeye bağlı vücutta hızlı bir şekilde meydana gelen su ve tuz kaybı sonucu oluşur. Belirtileri, karın bacak ve kol kaslarında ağrılı spazmların oluşumudur. Sıcak krampları için tıbbi bir tedaviye gerek yoktur. Kişi kramplardan sonra en azından birkaç saat için fiziksel aktiviteyi durdurmalı sulu- mineralli içecekler tüketmeleri gerektiğini söyleyerek, sıcak bitkinliği, yorgunluk, halsizlik, bayılma hissi, yükselen ateş, kalbin daha hızlı çarpması, belirtilerindendir. Bilinç kaybı yoktur. Kişi serin bir yerde bacakları baş seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzanmalı, sıkı giysilerini gevşetmeli, sıvı- mineralli içecekler almalıdır. Kişinin durumu gözlenmelidir. Sıcak ve nemli havalarda aşırı terlemeye bağlı olarak derinin tahriş olması sonucu ortaya çıkan pütürcüklerdir. Vücudun daha çok boyun koltuk altı dirsek içi gibi kıvrımlarında görülür. Her yaşta ve herkeste görülebilmekle beraber bebeklerde görülmesi daha sıktır. Kızarık bölgeler kuru tutulmalı, daha serin daha nemsiz ortam sağlanmalıdır. Güneş yanıklarından korunmak gerektiğini söyleyen Başhekim Sezikli, “Güneş yanıkları uzun süre güneş ışığına maruz kalmakla meydana gelir. Etkilenen kişide deride kızarıklık, su toplama, yüksek ateş, şiddetli ağrı-acı şikâyetleri görülür. Güneş yanıklarından korunmak için özellikle güneş ışınlarının en şiddetli olduğu 11.00-16.00 saatleri arası güneşe çıkmamaya özen gösterilmelidir. Güneş yanığı olan yerler ilk olarak soğutulmalıdır. Yağ, salça, yoğurt ve diş macunu kesinlikle sürülmemelidir. Bir hekime danışarak tıbbi losyon kullanılmalıdır. Güneş veya sıcak çarpması kalıcı hasarlara neden olabilir. Aşırı sıcağa maruz kalmak sonucu bedenin vücut sıcaklığını sabit tutma mekanizmasının bozulmasıyla ortaya çıkar. Hayati tehlikesi olan bir durumdur. Güneş veya sıcak çarpmasının belirtileri, çok yüksek ateş. (40-41 derece) Vücudun terleme olayını gerçekleştirememesi. Halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ciltte aşırı kuruluk, kusma, bulantı, bilinç kaybı, görme netliğinin bozulması, el ayak hareketlerinin kontrolünde hâkimiyet kaybıdır. Bu belirtiler görüldüğünde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diye konuştu.

  • KADINLAR KENDİNİZİ WUSHU SPORUYLA SAVUNUN

    KADINLAR KENDİNİZİ WUSHU SPORUYLA SAVUNUN

    Wushu Amasya İl Temsilcisi ve Antrenörü Tuğrul Fırat, “Kadınlar için en uygun savunma sporunun Wushu (Kung Fu)”dedi.

    Fırat, “Sanda kelimenin tam anlamıyla serbest vuruş veya serbest (silahsız) dövüş anlamına gelir ve Çin’de dövüş sanatlarının icra edildiği yarışmalarda sergilenen dövüş sporudur ilk dönemlerde. 1920’lerde oluşturulan Milliyetçi Parti askerlerinin el ele mücadele konusunda eğitilmesinde kullanıldı” dedi.

    Wushu (Kung Fu) Sanda’nın heyecan verici ve hızlı, tempolu bir dövüş sistemi olduğunu belirten Fırat, “Mücadele ve kendini savunma için mükemmel bir sistem olduğu gibi, egzersiz yapmak isteyenler için inanılmaz bir egzersiz sistemidir. Bu sporun tek amacı karşıdaki rakibi etkili ve hızlı bir şekilde yere indirmektir. Bu nedenle hiçbir savunma sanatında olmayan hareketler mevcuttur. Sanda antrenmanları sırasında vücudun tüm kasları çalışmaktadır ve kadınlar için en uygun savunma sporudur. Antrenmanlar sırasında kalori yakımı çok yüksektir. (Saatte 700 kalori) Bu sayede vücut şekillendirme ve kilo verme sürecine büyük katkı sağlamaktadır. Yağ yakımı ve vücut kas kütlesinin arttırılmasının yanı sıra güç artırımında da çok etkili bir rol oynamaktadır. Son zamanlarda birçok kadın sanatçı ve tanınmış artist bu sporla kalori harcamayı tercih ediyor. Kullanılan eldivenler, başlıklar, dizlikler ve tekmelikler darbe almadan ve yaralanmadan dövüşmeyi sağlıyor. Bu spora rağbetin bir başka önemli sebebi de kadınların artan gasp ve şiddet olaylarına karşı bir çözüm yolu arayışında olmalarıdır. Amasya’da bu spor dalı Amasya Kapalı Spor Salonunda ücretsiz olarak veriliyor. Bu sporu yapmak isteyen tüm kadınları salonumuza bekliyoruz” diye konuştu.

  • RAMAZANDA YÜRÜYÜN

    RAMAZANDA YÜRÜYÜN

    Amasya İl Sağlık Müdürü Dr. Öner Nergiz, sağlık sorunu olmayan kişilerin Ramazan ayında da spor yapabileceğini belirterek,  Ramazanda sağlıklı yaşam için en kolay ve ideal olan egzersizin iftar öncesi veya iftardan 1-2 saat sonra yapılacak yürüyüşler dedi.

    Oruçluyken gereğinden fazla ve zamansız yapılacak egzersizin yararından çok zararı olacağının da altını çizen İl Sağlık Müdürü Nergiz, Fiziksel aktivitenin sağlık üzerine olumlu etkileri saymakla bitmiyor. Egzersiz yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo, kolesterol ve hareketsizlik gibi risk faktörlerini önlemeye yardımcı oluyor. Kişinin ruhsal dengeyi korurken enerji seviyesini geliştirip stresten uzaklaşmaya katkıda bulunuyor. Kemik ve kas sağlığını destekleyen egzersiz, kan basıncını düşürüyor ve vücutta oluşan toksinlerin dışarı atılmasına yardımcı olduğunun belirtti.

    Son yıllarda sıcak yaz günlerine rastlayan ve oruçlu geçilen sürelerin uzadığı Ramazan ayında egzersizin tartışılan bir konu olduğunu söyleyen Nergiz, kişinin bir sağlık sorunu yoksa Ramazan süresince daha önce yapılan egzersiz ve fiziksel aktivitelere devam etmesinde bir sakınca olmadığını söyledi.

    İftar öncesi veya iftarı takip eden saatlerde (1-2 saat sonra) yapılacak yürüyüşlerin sağlıklı yaşam için en kolay ve ideal olan egzersiz olduğunu belirten Nergiz, bu dönemlerde yapılacak sporun ardından su içilip, yemek yenilebileceği için aç karnına egzersiz yapmanın olumsuz etkileri daha az hissedileceğini söylüyor. Eğer iftarın ardından aktivite yapılacaksa iftarda fazla yağlı, sindirimi zor besinler tüketilmemesi ve spor için yemeğin üstünden 1-2 saat geçmesinin beklenmesi gerektiğini hatırlatan Nergiz, aktivitenin ardından tekrar hafif besinler yenilebileceğini anlatıyor.

    Vücuttaki su kaybı kas gücünü de azaltıyor

    İftarın ara öğün ile bölünmesinin hem iftarı takiben yapılan egzersizde oluşabilecek olası olumsuzlukları engelleyeceğini hem de metabolizma ve sindirim sistemi açısından daha ideal olduğunu belirten Nergiz, oruçluyken gereğinden fazla ve zamansız yapılacak egzersizin yararından çok zararı olacağının da altını çiziyor. Nergiz açıklamasının devamında şunları kaydetti: “Bilinçsiz ve ağır bir antrenman yapmak, ciddi miktarda fazladan sıvı harcanmasına neden olacağı için oruç tutmayı zorlaştırır. Ayrıca vücutta sıvı eksikliği yaşanacağı için antrenman performansı da kayda değer oranda düşer. Yüzde 3 su kaybında bile kas gücünüz yüzde 12 oranında azalır. Ayrıca antrenmanların uzun ya da zorlayıcı olması durumunda aşırı su kaybı gerçekleşirse felç, kalp krizi gibi çok daha olumsuz ve hayati sorunlara bile kapı açar.”

    Sahurdan birkaç saat sonra egzersiz yapılabilir

    Nergiz, Antrenman saati olarak sahurdan birkaç saat sonrası (sabah) veya gün içi yerine sporcuların kayıplarını rahatlıkla yerine koyabilecekleri iftardan önceki saatleri veya iftar ile teravi arası zamanı tercih etmeleri gerektiğini hatırlatıyor. Antrenman saatindeki bu değişikliğin vücudun biyolojik saatinin de değişmesine neden olduğunu ifade eden Nergiz, “Vücudun buna uyum sağlaması 7-10 gün sürebilir. Dolayısıyla sportif performans açısından etkileniminin en önemli olduğu dönem oruç tutulan ilk haftalardır. Ramazanda antrenmanın dozunun, şiddetinin azaltılması uyum sürecinin daha sorunsuz geçmesini sağlayabilir” diye konuştu.