Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından açıklanan rakamlarla çarşı pazardaki rakamların farklı olduğunu söyledi. TUİK’in açıkladığı rakamları değerlendiren Taşkın, şunları söyledi: “Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından açıklanan verilere göre 2019 yılı Haziran ayında tüketici fiyatları endeksi bir önceki aya göre %0,03 artış gösterdi. Rakamlara göre TÜFE’de bir önceki yılın Aralık ayına göre %5,01, bir önceki yılın aynı ayına göre %15,72 ve on iki aylık ortalamalara göre %19,88 artış gerçekleşti. 2019 yılının ilk altı ayında gerçekleşen toplam %5,01 oranındaki enflasyon artış oranı, Temmuz ayında yapılacak %5’ lik toplu sözleşme zammına ilave olarak % 1,01 enflasyon farkı zammı yapılacağı anlamına geliyor. İlk altı ay içinde memur ve emeklinin maaşlarının ciddi oranda eridiğini biliyoruz. 7. Ayda verilecek zam, memur ve emeklinin eriyen maaşının karşılığı bile olmayacak. Sabit gelirli memur ve emeklinin elektrik, doğalgaz, ulaşım, gıda ve kira gibi giderlerindeki artışlar insanca yaşamalarını zorlaştırırken, bunları açlığa mahkûm etmek vicdanları yaralayacaktır. Enflasyondaki artış azalacağına devam etmektedir. Bu da önümüzdeki günlerin memur ve emekli için daha zor geçeceği anlamına geliyor. TUİK’in açıklamaları fiyat artışlarının yükseldiğini gösterirken, kamu çalışanlarının ve emeklilerinin yoksullaştığı gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlıyor. Dar bütçeleriyle yaşamaya çalışan vatandaşlar fiyat artışlarına yetişemiyor. Vatandaşın bütçesi delinmiş, yaşamaktan bıkmış, gelecekten ümitlerini kesmişlerdir. Hâl böyle iken memur ve emeklilerinin biraz olsun rahatlamalarını sağlayacak şekilde zam verilmemesi de düşündürücüdür. Anadolu Sağlık sen olarak bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki; memur ve memur emeklilerinin yaşama koşulları iyileştirilmelidir. Doğalgaz ve elektriğin %20’sini devlet karşılamalıdır. Devlet, şirketlerin değil, halkın devleti olmalıdır. Memur ve emeklilerden alınan vergi oranları düşürülerek çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmak suretiyle memur ve emeklilerin yaşama standartları yükseltilmelidir. Dolaysız vergilerin yüzde 70’ini dar ve sabit gelirli vatandaşlar karşılıyorsa, burada adil vergi sisteminden söz edilemez. Devlet, memur ve emekli maaşlarında acil olarak iyileştirmeye gitmelidir.”
Etiket: kamu
-

ÇİLEZ, TBMM’DE YASALAŞAN TEKLİFLERİ DEĞERLENDİRDİ
AK Parti Amasya Milletvekili, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Üyesi Hasan Çilez, TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan 90 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında görüşlerini açıkladı.
Meclis kürsüsünde milletvekillerine hitap eden, “Afrin’de şehit olan Uzm. Onb. Mikail Candan kardeşimizin Rabbim şahadetini kabul etsin, milletimizin başı sağ olsun. Görevi başında şehit olan öğretmenlerimizi sağlık görevlilerimizi ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum diyerek konuşmasına başlayan Hasan Çilez değişiklik yapılacak olan kanunlar ve kanun hükmünde kararnameler hakkında yaptığı açıklamada, “Mevcut teklifin görüşmeleri sona erdi. Teklifin yasalaşması ile birlikte milli eğitim hizmetlerinin çağın gereklerine uygun, daha yüksek standartta, daha etkin ve kaliteli olabilmesi için çeşitli düzenlemeler yapılmış olacaktır. Yine bu çerçevede yetki ve sorumluluklar tanımlanarak, uygulama birliği tesis edilmiş ve kamu kaynaklarının kullanımında etkinlik sağlanmış olacaktır. Bu teklifle birlikte; 66 ay olan okula başlama yaşı 69 aya çıkarılmıştır. Milletlerarası okulların açılması ve ruhsatlandırılması ile eğitim öğretim takvimleri ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Milli eğitim ve sağlık bakanlığı ile diyanet işleri başkanlığında görev yapan personel için kadroya geçme sürecindeki zorunlu hizmet süresinin 6 yıldan 4 yıla düşürülmesi sağlanmıştır. Milli eğitim bakanlığı yetki ve uhdesinde olan yükseköğrenim yurtlarındaki hizmetlerin bu alandaki tecrübeleri sebebiyle gençlik ve spor bakanlığına devredilmesi sağlanmış, çıraklık eğitimi ile ilgili düzenlemeler yapılarak eğitim istihdam arasındaki bağlantı güçlendirilmiştir. Bu bağlamda mesleki eğitim merkezlerinin OSB yönetimlerince ve özel sektör tarafından açılabilmesi sağlanmıştır. Böylece nitelikli işgücü ihtiyacının üretim sektörüne düzenli arz edilmesinin önü açılmıştır. Meslek liselerinin üretim sektörüyle uyumlu hale gelebilmesi kalifiye personel ihtiyacını giderecek ve işçi verimliliğini yükseltecektir. Bu ilişkinin güçlenmesi için gerekli istihdam ve teşvik politikalarına da ihtiyaç olduğu aşikârdır. Yüksek teknoloji ihraç edebilmemiz için yani yükte hafif pahada ağır ürün ihracı için eğitim seviyemiz yükseltilerek iş dünyamızla birlikte çalışabilir hale getirilmesi gerekmektedir. Ak parti iktidara geldiği 2002 yılından sonra her yıl en büyük bütçeyi milli eğitim alanına ayırmıştır. Bu sayede milli eğitim alt yapımız çok güçlenmiş, okullarımızın işlevselliği ve kalitesi yükselmiştir. Bugün eğitimde yapılan okulları ve altyapıyı tamamlamayı küçümsemek güneşi balçıkla sıvamaktır. Bu yatırımları küçümseyenlere geçmişin 45-50 kişilik sınıflarını hatırlatmak gerekir. 27 öğrenciye 1 öğretmen düşerken bu sayı 17 öğrenciye 1 öğretmen olacak şekilde öğretmen sayımız artırılmıştır. Ders kitapları ücretsiz dağıtılmış bütün yavrularımızın okula gitmesi sağlanmıştır. Okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar her kademe vatandaşımız açısından daha ulaşılabilir olmuştur. Tüm milli eğitimdeki öğrenci sayımız ve 18 milyonu yükseköğrenim gören öğrenci sayımız 7,5 milyonu bulmuş toplam 25,5 milyon öğrenci sınırına gelinmiştir. Dünyada 143 ülkenin nüfusunda fazla öğrencimiz vardır. Önceki dönemlerde çoğunlukla eğitimli ve zengin insanların çocukları üniversite tahsili yapabilirken, bugün üniversiteler her ilde açılarak yaygınlaşmış ve ulaşılabilir olmuştur. Maalesef yaygınlaşan yükseköğrenim imkânı da bazı çevrelerce sulandırılmaya çalışılmaktadır. Eğitim ideolojik çatışma alanı değildir. Milli ve bekamızı ilgilendiren en önemli meselelerin başındadır. Asıl olan okullarımızın ilim ve irfan yuvaları olarak hizmet vermeleridir. Yavrularımızın hayata atılmadan önce bilgi ve beceriyle, ilim ve irfan ile geçmişini bilerek geleceğe köprü atabilecek kabiliyetlerle donatılması gerekmektedir. Kendisine, ana babasına, ailesine, vatanına, milletine ve insanlığa hayrı olacak, ben değil biz diyebilen bireyler yetiştirmek ana amacımız olmalıdır. Terbiyenin talim kadar önemli olduğu bir sistem kurmamız geleceğimiz açısından son derece önemlidir. Uluslararası arenada rekabet edebilecek, bilgi, beceri, lisan ve özgüvene sahip bir nesil yetiştirmemiz gerekmektedir. Yine ak parti iktidarları döneminde öğretmenlerimizin yaşam standartları ve ekonomik durumları oldukça yükselmiştir. Milli eğitim bakanlığımızın 93 bin öğretmen açığı tespitini Sayıştay raporuna atfen 153 bin öğretmen açığı vardır şeklinde değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Eğitim politikalarını, hedeflerini ve amaçlarını belirleyen kurum milli eğitim bakanlığıdır. Öğretmen ihtiyacı da bu politikalar sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu alan siyasi getirim alanı olmamalıdır. Sayın başkan, değerli milletvekilleri, kanun teklifimizin, ülkemize ve milli eğitim camiamıza hayırlı olması dileklerimle lehte oy kullanacağımı belirtiyor gazi meclisimizi ve aziz milletimizi saygı ve hürmetle selamlıyorum” ifadelerini kullandı.
-

OKA HAZİRAN AYI TOPLANTISI
Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA) Haziran ayı yönetim kurulu toplantısı Tokat’ta yapıldı. Tokat Valisi Dr. Ozan Balcı’nın ev sahipliğinde, Çorum Valisi ve OKA Başkan Vekili Mustafa Çiftçi başkanlığında gerçekleşen toplantıya, Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, Tokat Belediye Başkanı Eyüp Eroğlu, Amasya İl Genel Meclis Başkanı Zeki Erarslan, Çorum İl Genel Meclis Başkanı Osman Günay, Tokat İl Genel Meclis Başkanı Erol Duyum, Tokat Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dr. Ali Çelik, OKA Genel Sekreteri Mevlüt Özen ve OKA temsilcileri katıldı.
Çiftçi, “Amasya, Çorum, Samsun ve Tokat illerinden oluşan bölgemizde başta kamu kurum ve kuruluşları olmak üzere yerel yönetimlerimiz, üniversitelerimiz, sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve diğer ilgili aktörlerin birbirleriyle işbirliğini geliştirerek bölgemizin gelişmesini sağlamak amacıyla çeşitli çalışmalar yürüten Orta Karadeniz Kalkınma Ajansımızın 2019 yılı Haziran ayı Yönetim Kurulu toplantısını gerçekleştirmek üzere toplanmış bulunuyoruz.
Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri, 2009 yılında faaliyetlerine başlayan Ajansımız kurulduğu günden bugüne mali destek programları kapsamında 709 projeye 162 Milyon TL hibe desteği sağlamıştır. Faydalanıcıların da sağladığı eş finansmanda dikkate alındığında 2009 yılından bu yana uygulanan projelerle 314 Milyon TL yatırım gerçekleştirilmiştir. Ajans sağladığı mali desteklerle bölgede ekonomik, sosyal ve mekânsal kalkınmayı desteklerken bölgemizde kurumsal kapasitenin gelişmesine ve kurumlar arası işbirliğinin güçlendirilmesine de katkı vermektedir.
Bu desteklerin devamı olarak, 2019 yılı proje teklif çağrısı kapsamında toplamda 34 Milyon TL hibe kaynak tahsis edilen 3 adet mali destek programını kamuoyuna açıklıyoruz. Bunlar sırasıyla, “Turizmin Geliştirilmesine Yönelik Küçük Ölçekli Altyapı Yatırımlarına Mali Destek Programı”, “Kırsal Kalkınma ve Tarımda Dönüşüm Mali Destek Programı” ve “Mesleki ve Teknik Eğitimin Geliştirilmesi Mali Destek Programı” olarak odak konu ve isimleri belirlenmiş mali destek programlarımızdır.
Toplantılara program hedef kitlesinde bulunan kamu kurum ve kuruluşları, meslek liseleri, birlikler ve kooperatiflerden Amasya’da 151 kişi, Çorum’da 105 kişi, Tokat’ta 149 kişi ve Samsun’da 133 kişi olmak üzere toplam 538 kişi katılmıştır. İlçeler düzeyinde bilgilendirme ve eğitim çalışmaları devam etmektedir.” diye konuştu.
Toplantı gündem maddelerinin görüşülmesi ile devam etti.
-

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE MÜJDE!
Amasya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Osman Yılmaz, Bakan Selçuk Sosyal Çalışma Programı başvuru tarihini açıkladı, “Üniversiteli gençlerimiz başvurularını 25-28 Haziran tarihleri arasında internet üzerinden yapabilecek.” dedi.
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Yılmaz şunları kaydetti:” Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, üniversite öğrencilerinin çalışma hayatıyla tanışmalarını sağlamak ve onlara çalışma disiplini kazandırmak maksadıyla düzenlenecek Sosyal Çalışma Programları(SÇP) için başvuruların 25 Haziran 2019 tarihinde başlayacak ve 4 gün sürecek.” diye konuştu.
Açıköğretim, yüksek lisans ve doktora öğrencileri hariç olmak üzere akademik ortalaması 2 ve üzeri olan bütün üniversite öğrencilerinin başvurabileceği Program için başvuruların İŞKUR’un internet sitesi üzerinden kabul edileceğini duyuran Selçuk, “Öğrenciler programa katıldıkları her bir gün için 67,36 TL ödeme almaya hak kazanacak. Ayrıca katılımcıların çalıştıkları süre kadar emekliliklerine etki edecek sigortalarını karşılayacağız” dedi.
Sosyal Çalışma Programlarının, gençleri geleceğe hazırlamayı hedefleyen yeni aktif işgücü piyasası araçlarından birisi olacağını belirten Bakan Selçuk, “Bu program sayesinde gençlerimiz yaz tatillerini, sosyal sorumluluk bilinçlerini artırıp verimli bir şekilde değerlendirecekler. Ayrıca cep harçlıklarını çıkaracaklar ve emekliliklerine sayılacak sigortalılıkları yapılacak.” dedi.
Sosyal Çalışma Programımız 3 Ay Sürecek!
SÇP’lerin Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında, 3 ay süreyle düzenleneceğini aktaran Bakan Selçuk, program süresinin öğrencilerin tatil süresince kendilerine zaman ayırabilmeleri maksadıyla haftada 3 gün ile sınırlandırıldığını belirtti. Bakan Selçuk, “Temmuz ayı itibarıyla başlayacak Sosyal Çalışma Programları ile asıl maksadımız üniversite öğrencisi gençlerimizin iş hayatına girişlerinde en az teknik beceriler kadar önemli olan; takım içinde çalışma, organize olabilme, iletişim kurabilme, analitik düşünme gibi sosyal becerilerini geliştirerek mezun olduktan sonra iş hayatına girişlerini kolaylaştırmaktır. Bu programla öğrencilerimiz toplumsal faydanın yüksek olduğu hizmetlere katılarak iş tecrübesi edinmiş olacaklar.”dedi. Programlardan bu yaz döneminde en fazla 39 gün, öğrencilik hayatı boyunca ise toplamda 90 gün faydalanılabileceğini ifade eden Selçuk, “Kültürel mirasın restorasyonu, korunması ve tanıtılması, kütüphanelerin bakımı ve düzeni, kamu kurumlarının kültürel ve sosyal hizmetlerinin desteklenmesi alanlarında Sosyal Çalışma Programlarını düzenleyeceğiz.” diye konuştu.
-

OKA İL BİLGİLENDİRME TOPLANTILARI GERÇEKLEŞİYOR
OKA(Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı) 2019 yılı mali destek programlarına ilişkin teklif çağrılarını 17 Haziran tarihiyle kamuoyuna duyurdu. Mali destek “Turizmin Geliştirilmesine Yönelik Küçük Ölçekli Altyapı Yatırımlarına Mali Destek Programı, Kırsal Kalkınma ve Tarımda Dönüşüm Mali Destek Programı, Mesleki ve Teknik Eğitimin Geliştirilmesi Mali Destek Programı” isimli olup 21 Haziran tarihiyle belli illerde toplantılarını yaptı. Amasya, Tokat, Çorum ve Samsun’da yapılan toplantılar çerçevesinde planlanan tanıtım ve bilgilendirmeler gerçekleştirildi. Amasya’da yapılan toplantıya kamu kurum ve kuruluşları, birlikler, kooperatifler ve meslek liselerinden 151 kişi katıldı. İlçelerde toplantıya proje hazırlamayı düşünen kurumlar var ise bu kurumlarda çalışan teknik personellerinin toplantılara katılmaları gerekmektedir Toplantılar belirlenmiş illerin ilçelerinde gerçekleşmeye devam edecek.
-

“SENDİKANI SORGULA GELECEĞİNİ KARARTMA!”
Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışan sözleşmeli personelin 3+1 düzenlemesi için Meclis’e önerge verildiğinin ortaya çıkması üzerine bir açıklama yaparak, diğer kamu çalışanlarını kapsamayan böyle bir düzenlemenin vicdanları yaralayacağını söyledi. MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nda sözleşmeli çalışan personelin 3+1 düzenlemesiyle ilgili TBMM’ne verilen önerge de diğer kamu çalışanlarının bulunmadığını, bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu belirten Taşkın, böyle bir düzenlemenin büyük rahatsızlık yarattığını belirterek açıklamasında şu ifadelere yer verdi.
“Sözleşmeli Diyanet İşleri Başkanlığı personeli ile Sözleşmeli Öğretmenlerin 3+1 düzenlemesi ile 3 yıl sözleşmeli 1 yıl kadroya atandıktan sonra bulunduğu yerde görev yapıp tayin isteme hakkına sahip olabilmesi için AK Parti tarafından TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi verilmiştir. Bu düzenleme daha önce 4+2 şeklindeydi. Tüm kurumlarda da bu şekilde devam edilmektedir. Önerge de diğer kamu çalışanlarıyla ilgili bir düzenlemenin bulunmaması tüm kamu çalışanlarını üzmüştür. TBMM Başkanlığına verilen kadro düzenlemesinde sağlık çalışanlarının bulunmaması ayrıca düşündürücüdür! Hâlbuki sağlık teşkilatlarında çok daha fazla sözleşmeli çalışan personel bulunuyor. Üstelik sağlık hizmetlerinin görev sorumluluğu diğerlerinden daha ağır. 560 bin sağlık çalışanı 81 milyona hizmet veriyor. 24 saat esasına göre hizmet sunan sağlık teşkilatlarının insan sağlığı üzerine hizmet veren kurum olduğu dikkate alındığında, özellikle bu kurum da sözleşmeli çalışan personelin kadroya geçirilmesinde önem ve önceliğin olduğu anlaşılacaktır. Bir kere daha ifade etmek istiyorum ki 3+1 düzenlemesi sağlık çalışanlarının öncelikli hakkıdır. Yorucu ve yoğun emek isteyen sağlık hizmetleri çalışanlarının kadro kapsamı dışında tutulmasına kesinlikle karşıyız. Ancak sendika olarak, diğer kurumlar da çalışan tüm sözleşmeli personelin kadroya alınmasından memnuniyet duyarız. Kurumlar arası ayrımcılığın gerekçesi olamayacağı gibi, sadece iki kuruma kadro düzenlemesinin öngörülmesini anlayabilmiş değiliz. Anayasa’ya ve adalet kavramına aykırı böyle bir düzenlemenin geri çekilerek tüm kamu çalışanlarını kapsayan bir düzenlemenin yapılmasından yanayız. Malum sendikanın “yetkili ama etkisiz sendika” olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Sarı sendikacılık böyle bir şeydir! Yetkiniz vardır ama kimse sizi dinlemez, taleplerinizi umursamaz. Bu nedenlerle sağlık çalışanlarına sesleniyorum: Sendikanı sorgula geleceğini karartma!”
-

YSK’NIN İPTAL KARARINA İLİŞKİN TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NDEN AÇIKLAMA
Yüksek Seçim Kurulu’nun oy çokluğuyla verdiği İstanbul seçimlerinin iptaline ve yenilenmesine ilişkin karardan kamu vicdanı son derece rahatsızdır. YSK’dan; hak ve hukuka uygun millet iradesini koruyan ve vicdanını rahatlatan bir karar vermesini beklemiş idik. En sonuncusu dün olmak üzere bu konuda 31 Mart gününden itibaren defalarca uyarılarımızı yapmıştık.
Bu çerçevede YSK’dan, önceki kararlarına ve uygulamalarına sadık kalmasını istemiştik. Yani duruma özel karar vermemesi.
Seçimin iptalinin, usulsüz veya sahte seçmen yazımına dayandırılmadığını görüyoruz. Bu iddialar reddedilmiştir. Kısıtlı seçmen ve sair iddiaların reddedildiğini de biliyoruz.
YSK’nın seçimin iptalini bazı sandıklarda sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmamasına ve bazı sandıklarda da bir kamu görevlisi üyenin bulundurulmamasına dayandırıldığını anlıyoruz.
Şimdi Yüksek Seçim Kurulu’na tek tek soruyoruz. Bu sorduğumuz sorulara delilleriyle birlikte inandırıcı cevaplar vermek, YSK’nın anayasal görevidir. Türk Milleti’ne karşı boynunun borcudur.
1-YSK seçim takviminde, sandık kurullarının usulsüz oluşturulduğu gerekçesiyle tam kanunsuzluk itirazının 2 Mart 2019 tarihine kadar yapılabileceği yazıyor. Seçim hukuku, usul ve şekil hukukudur. Bu tarihe kadar sandık kurullarının oluşumuna itiraz edilmediği halde, 31 Mart seçim gününden sonra seçim sonuçlarına göre yapılan bu tam kanunsuzluk itirazı nasıl olur da değerlendirilmeye alınır? YSK, kendi ilan ettiği takvime niçin uymadığını Türk Milleti’ne açıklamak zorundadır.
2-YSK’nın yerleşik kararlarında; “seçimden sonra sandık kurulu başkan ve görevlilerinin görevlerini kötüye kullanmalarının söz konusu olması ve suçun oluştuğunun anlaşılması, ilgililerin cezalandırılmalarını gerektirir. Ancak seçimin iptaline neden olmaz” denilmekte iken, ne olmuştur da YSK bir şüphe üzerine bu yerleşik kararından sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için geri dönmüştür?
3-Sandık kurulu başkanlarının ve sandık kurullarında görev yapacak kamu görevlilerinin belirlenmesi seçmenin, siyasi partilerin veya adayların iradesine bağlı değildir. Bu kişileriilçe seçim kurulları belirlemektedir. Eğer kamu görevlisi olmayan kişilerin sandık görevlisi olma durumu varsa, YSK, kendi sistemi içinde gerçekleşmiş bu hatayı nasıl olur da seçmene yükler? YSK kendi sorumluluğunu kendisi üstlenmelidir.
4-Aynı sandıktan büyükşehir belediye başkan adaylarına, ilçe belediye başkan adaylarına, ilçe belediye meclis üyesi adaylarına ve muhtar adaylarına verilen oylar çıkmaktadır. Yani bir zarfta dört farklı oy vardır. Madem ki sandık kurullarının oluşumunda tam kanunsuzluk vardır; YSK hangi hukuki ve mantıki gerekçeyle aynı zarflardan çıkan üç seçim sonucunu geçerli kabul etmiş, sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı sonucunu iptal etmiştir? Bu soruya verilebilecek tatmin edici hiçbir cevap yoktur. ‘Diğerlerine tam kanunsuzluk itirazı yapılmadı’ gibi bir cevabı halkımızın kabul etmesi mümkün değildir. Bu tipik bir çifte standart örneğidir.
5-YSK; usulsüz belirlendiğini iddia ettiği başkan ve üyelerin, büyükşehir belediye başkanı seçiminde hangi yöntemle seçimin sonuçlarına etki ettiklerini delilleriyle açıklamak zorundadır. Çünkü sandık kurullarının oluşumuna itiraz süreci iki ay önce tamamlanmıştır. İlçe seçim kurulları tarafından usulsüz atandıkları iddia edilen bu görevlilerin seçim sonuçlarına nasıl müdahale ettiklerinin kararda delilleriyle açıklanması zorunluluğu vardır. Böyle bir delilden ve açıklamadan kamuoyu haberdar değildir. Dolayısıyla seçmen, haklı olarak, seçim sonucuna, iddia konusu sandık kurulu başkanlarının değil, doğrudan doğruya YSK’nın müdahale ettiği inancındadır.
Neticede;
1950’den bu yana çeşitli şikâyet ve aksaklıklarla da olsa işleyen seçim sistemimiz, seçimlerin güvenilirliğini sağlamakla görevli olan ve üyeleri yüksek hakimlerden oluşan Yüksek Seçim Kurulu tarafından ağır şekilde yaralanmıştır. Bu iptal kararının kazananı yoktur. Sevineni de olmamalıdır. Bu iptal kararı Türkiye’ye zarar vermiştir. Hangi siyasi partiye veya adaya oy vermiş olursa olsun, vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun sandığa inancı maalesef YSK tarafından oy çokluğuyla yerle bir edilmiştir.
YSK kararının oy birliğiyle verilememiş olması, karşı oyların bulunması, Kurul’un kendi içinde de kamu vicdanında oluşan derin yaranın oluştuğunun ispatıdır.
Ama umutsuzluğa yer yoktur. Kararın oy çokluğuyla çıkmış olması yine de ileriye dönük umutları yaşatmaktadır. Kamu vicdanını hiçbir şekilde tatmin etmeyen bu karar sebebiyle seçim yenilenecek, seçmen bir kez daha kararını verecektir. Türkiye, ekonomisini toparlamak, dağ gibi birikmiş sorunlarını çözmek zorunda iken yeniden bir seçim sürecine sokulmuştur.
Seçim İstanbul’da tekrarlanacak ama tüm ülke sathında yaşanacaktır.
Bu sebeple tüm siyasi partilerin, adayların ve vatandaşlarımızın hiçbir gerginliğe yer vermeden bu zor süreci büyük bir olgunlukla yürütmesi gereklidir.
YSK’nın hukuk mantığını zorlayan kararı, sadece ve sadece Türkiye üzerine nice senaryolar yazan ve oynayan küresel güçler ile onların tetikçilerini sevindirmiştir. Türkiye demokrasisinin aldığı ağır yara; ülkemizi karıştırmak, bölmek, sınırlarımız ötesindeki menfaatlerimizi koruyamaz hale getirmek isteyenlerin elini güçlendirmiştir.
Bu sevinci bu çevrelerin kursağında bırakmak, ancak seçim sürecini olgunlukla geçirmemize bağlıdır. Milletimizin sağduyusuna inancımız tamdır. Milletimiz emperyal güçlerin ve onların Türkiye içindeki tetikçilerinin pek sevindiği bu kararın yaratacağı kaosa izin vermeyecek, seçim sürecini olgunlukla tamamlayacak ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti yoluna kararlılıkla devam edecektir. -

EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Amasya’da etkinliklerle kutlandı. Kunç Köprüsünde toplanan sendika ve siyasi partililerin üyeleri ellerinde dövizlerle sloganlar atarak Pirinçci Caddesinden Yavuz Selim Meydanına yürüdü. Gruptakiler polis tarafından oluşturulan arama noktasından meydana alındı. Eğitim-Sen Amasya Şube Başkanı Bülent Erciyas günün anlam ve önemine ilişkin yaptığı konuşmada şunlara değindi.
“İşçisi, kamu emekçisi, işsizi, emeklisi, aydını, sanatçısı, gazetecisi, öğrencisi, esnafı kadını genci, doldurduğumuz 1 Mayıs meydanlarında nasıl bir memleket istediğimizi kol kola, omuz omuza, dile getiriyoruz. Adına ister kriz diyelim, isterse ekonomik dalgalanma sonuç değişmiyor. Ülkemizin adım adım içine itildiği ekonomik, siyasal, toplumsal bunalım gittikçe derinleşiyor. Rekor üstüne rekor kıran işsizlik, hayat pahalılığı, soframızdaki ekmeği küçültüp geleceğe güvenle bakmamızın önüne set çekiyor. Ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğumuz haklarımız ve özgürlüklerimiz demokrasinin adaletin, hukukun son kırıntılarının da rafa kaldırıldığı bu dönemde her geçen gün daha da fazla sınırlanıyor. Emeğe kölelik dayatan bu düzende hepimiz kaybediyoruz.
Emek karşıtı, sermaye yanlısı neo liberal politikaların, vahşi kapitalizmin acımasız bir şekilde sürdürüldüğü bir ülkede hepimiz kaybediyoruz
Elimizden alınanları tek tek alt alta yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Kamu hizmetleri alanını kârı esas alan piyasaya, vatandaşları müşteriye, bizleri ise iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılan kapı kullarına dönüştürmek için;
Ülkenin stratejik işletmelerini, fabrikalarını birkaç yıllık kârı karşılığında, arazileri ile birlikte satıp çalışanları işsiz bıraktılar. Şekerden, tütüne, enerjiden kağıda, etten samana ülkeyi dışarıya bağımlı hale getirdiler.
Tek derdi daha fazla kâr elde etmek olan özel sektörde çalışanların aleyhine ne varsa tek tek klonlayıp kamu alanına aktardılar.
‘Her kamu idaresi kendine uygun bir kamu personel rejimi yaratır’ diyenler en başından beri iş güvencemize göz diktiler. Bizi ‘devlete kapağı atıp yan gelip yatan, her türlü dokunulmazlığı olan verimsiz’ bir güruh gibi gösterdiler.
‘Reform’, ‘dönüşüm’ gibi yaldızlı, süslü kavramlarla temel haklarımızı tek tek ortadan kaldırdılar.
Az personelle, çok iş yapmayı esas alıp angarya çalışmayı artırdılar.
İstihdamı bin parçaya bölüp güvencesiz-sözleşmeli-taşeron-ücretli istihdamı,
bizi birbirimizin rakibi haline getiren-iş yükümüzü artıran performans sistemini-kuralsız-esnek çalışmayı tüm kamuya yaydılar.
Kariyer ve liyakati ortadan kaldırdılar. Siyasal kadrolaşmayı tüm kamu emekçilerini kapsar hale getirmek için hem işe almada hem görevde yükselmede mülakatın ağırlığını artırıp torpilin, kayırmanın kapısını sonuna kadar açtılar.
Yaşanan gerçek hayat pahalılığını perdelemek için rakamlara takla attıran TÜİK’in resmi enflasyonuna dayalı artışlar ile maaşlarımızı yoksulluk sınırından uzaklaştırıp açlık sınırına yaklaştırdılar.
Sonuç olarak; kendilerine uygun bir kamu ve personel rejimi yaratma konusunda ciddi mesafe kaydettiler.
Ancak bu onlara yetmiyor. Bugüne kadar torba yasalarla, KHK’lerle, OHAL ile sınırlanan, fiilen kullanılamaz hale getirilen iş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak için yeni bir ‘personel reformu paketi’ açıklamaya hazırlanıyorlar.
Bizim memleket dediğimiz, küçük bir azınlık için değil, bir avuç patron ve yandaş sermaye için değil, halkın emekçi çoğunluğu için yaşanabilir bir memlekettir. Biz memleket isteriz, ekonomik krizin faturasını krizin sorumluları ödesin.
Bizim memleket dediğimiz, sermaye ve iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda, hukuksuz ve keyfi bir biçimde yönetilen bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, işçi sınıfı başta olmak üzere halkın yüzde 99’u insanca, özgürce, kardeşçe yaşasın.
Bizim memleket dediğimiz, ülkenin birikimlerinin varlık fonu adı altında talan edildiği, işsizlik fonunun patronlara, bankalara peşkeş çekildiği, kıdem tazminatımıza bile göz konulduğu bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işi olsun.
Bizim memleket dediğimiz, ölümüne çalıştırıldığımız işyerleri, açlık ve yoksulluk sınırının altında ücretler, taşeron köleliği, güvencesizlik değildir. Biz memleket isteriz, çalışırken ölmeyelim, insanca yaşayabilelim.
Yıllardır ceplerini doldururken sırtımızdan elde ettikleri nimetleri kimseyle paylaşmayanların, “hep bana” diyenlerin, işimize, aşımıza, haklarımıza el uzatanların çiftliği değildir memleket. Biz memleket isteriz, adalet olsun, zam-zulüm-işsizlik son bulsun.
Bizim memleket dediğimiz, sokaklarda, meydanlarda, grevlerde, mahkemelerde hakkımızı savunmanın engellendiği, seçim sandıklarında hesap sormanın bile neredeyse “suç” ilan edildiği bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, demokrasi olsun, seçme-seçilme, örgütlenme ve grev hakkımız tam olsun.
BİRLİĞİ DAYANIŞMAYI MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK BİZİM ELİMİZDE
Bugün önümüzde iki yol var.
Ya iş güvencemiz başta olmak üzere temel taleplerimize birlikte sahip çıkıp emeğin birleşik gücünün zaferlerine bir yenisi ekleyerek hep birlikte kazanacağız.
Ya da bugüne kadar aldığımız darbelerin üstüne bir yenisinin eklenmesine izin verip hep birlikte kaybedeceğiz…
Biz karanlığın zifiriye döndüğü zamanlarda bile yarına dair umudumuzu hiç yitirmedik. Bugünden yarına umut biriktirmeye devam ettik.
Umutluyuz çünkü biz çoğuz, çoğunluğuz, milyonlarız, halkız!
Umutluyuz çünkü dünyanın ve ülkenin tüm güzelliklerini ortaya çıkaran, en yüce değerin, emeğin sahipleriyiz.
Umutluyuz çünkü gücünü bizi bölmekten alanların dayattığı sömürü, yoksulluk ve baskı düzenine karşı omuza omuza mücadele ettiğimizde önümüzdeki engelleri kumdan kalelere çevirdiğimiz başarılarla dolu bir tarihin sahipleriyiz.
Ekonomik krizin faturasının emekçilere yıkılmadığı,
Emeğin sömürülmediği,
Herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işinin olduğu,
Kimsenin cinsiyetinden, kimliğinden, inancından dolayı ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmediği,
Eşit yurttaşlığın, barış ve kardeşliğin hakim olduğu,
Sendikal hak ve özgürlüklerin, hak arama yollarının önünün açıldığı, grevlerin yasaklanmadığı,
Düşünmenin, düşünceyi ifade etmenin, itiraz etmenin cezalandırılmadığı,
Emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın, laikliğin hâkim olduğu
BİR DÜNYA VE ÜLKE İSTİYORUZ!
Kazanılmış haklarımızın gasp edilmek istenmesine, hukuksuz ihraçlara, yaşamın her alanındaki hukuksuzluğa, haksızlığa ve keyfiliğe en gür sesimizle dur diyoruz. Emeğimize, ekmeğimize, işimize geleceğimize ve memleketimize sahip çıkarak barış içerisinde savaşsız sömürüsüz bir dünyada yaşama ve yaşatma umudumuzu 1 Mayıs meydanlarında yükseltiyoruz. Güvencesizliğe, işsizliğe, yoksulluğa teslim olmayacağız. Umudu ve mücadeleyi büyütmek için 1 Mayısta alanlardayız. Barış ve huzur içinde kardeşçe yaşayacağımız güzel günlere hep birlikte omuz omuza yürüyeceğiz. Dayanışma ruhumuzla; ekmek, gül ve hürriyet günlerine olan inancımızla Yaşasın 1 Mayıs!” diye konuştu. Alanı dolduranlar davul zurna eşliğinde halay çektikten sonra dağıldı.


