Etiket: enerji

  • TESNAT 2019 AMASYA’DA

    TESNAT 2019 AMASYA’DA

    Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) iş birliğiyle düzenlenen “TESNAT 2019” başlıklı sempozyum Amasya Üniversitesi ev sahipliğinde Milli Hakimiyet Yerleşkesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

    Sempozyum açılış programına Rektör Prof. Dr. Metin Orbay, TESNAT Düzenleme Kurulu adına Prof. Dr. Eyyüp Tel, Kırıkkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümünden Prof. Dr. Abdullah Aydın, akademisyenler, bilim insanları, öğrenciler ve konuya ilgi duyan vatandaşlar katıldı. Türkiye ve dünyadaki nükleer gelişmelerin bilimsel bir platformda tartışıldığı TESNAT 2019’a Rusya, İran, Fransa, Amerika’nın da aralarında bulunduğu ülkelerden bilim insanları katılarak nükleer enerjiyi eğrisiyle doğrusuyla bilimsel bir platformda tartıştılar.

    TESNAT 2019’un açılış programına katılarak bir konuşma yapan Rektör Orbay; Amasya’yı kongre şehri yapmak hedeflerinin sürdüğünü açıkladı. Orbay; bu bağlamda üniversitemiz çatısı altında kongre, sempozyum gibi birçok bilimsel etkinlik düzenlendiğini ve yıl içerisinde de bu etkinliklerin süreceğini kaydetti. Orbay, “Beşincisi düzenlenen TESNAT 2019’u Cumhuriyetin hamurunun yoğrulduğu bu kadim şehirde yapmanın gururunu yaşıyoruz. Bu yıl Amasya Tamimi’nin kabul edilişinin 100. yılını çeşitli etkinliklerle kutluyoruz. TESNAT 2019’u da bu çerçevede Amasya’da gerçekleştiriyoruz. Alanında uzman bilim insanlarının Amasya’da buluşup bilimsel bir platformda dünyanın gündemini her daim meşgul eden nükleer enerji konusunu enine boyuna tartışmaları; bu tartışmalara bir ivme de kazandıracağına inanıyoruz” dedi.

    Kırıkkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Nükleer Fizik Anabilim Dalından Prof. Dr. Abdullah Aydın ise yaptığı sunumda nükleer enerjinin elektrik enerjisi üretimindeki rolünden bahsetti.

    Nükleer enerjide nötronun keşfinin dönüm noktası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aydın; bu keşfe kadar radyoaktivite ve çekirdekli atom teorisinin bilindiğini söyledi. Nükleer enerjiye giden bilimsel gelişmeleri açıklayan Aydın; süreç içerisinde atom enerjisinin yıkıcı gücünün insanların canları pahasına keşfedildiğini kaydetti.

    Nükleer enerjinin elektrik üretimi için kullanımı bağlamında sunumunu detaylandıran Aydın; dünyada ABD, Kanada ile Avrupa ve Pasifik ülkelerinde reaktörlerin yoğunlukta olduğunu söyledi.

    Uranyum yatakları bakımından ise Kanada, Nijer, Avustralya ve Kazakistan’ın zengin olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın; reaktör sahibi ülkelerin ise ABD’de ve Avrupa’da yoğunlaştığını kaydetti. Türkiye’de ise nükleer enerji konusunun 1957’den itibaren gündemde olduğunu belirten Aydın; Türkiye’de çeşitli sebeplerden dolayı santral çalışmalarının bir türlü sonuçlanamadığını kaydetti.

    Türkiye’nin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun kurucu üyesi olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın; “Bugüne kadar dört ihale başarısız oluyor. 2010 yılında Türkiye ve Rusya Cumhuriyetleri hükümetleri arasında Akkuyu Nükleer Santrali projesine ait anlaşma imzalanıyor. Üç yıl sonra da Japonya hükümeti ile Sinop’ta bir nükleer santral projesine ait anlaşma imzalanıyor. Akkuyu için 20 milyar dolarlık bir harcama öngörülürken işletme ömrü ise 60 yıl gözüküyor. Nükleer santraller yüzde 90 kapasiteyle enerji üretebiliyorlar” diye konuştu.

    Prof. Dr. Aydın enerjide çeşitliliği savunduğunu ifade ederek nükleer enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının da titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Program bilimsel toplantılarla iki gün boyunca sürdü.

  • RAMAZAN AYI CEPLERİ YAKIYOR

    RAMAZAN AYI CEPLERİ YAKIYOR

    Türk Büro Sen her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan ayında oruç ibadetini yerine getiren vatandaşlar için iftar yapmanın bedelini hesapladı. Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Büro Sen Amasya Şube Başkanı Muammer Tufanoğlu, “4 kişilik bir ailenin iftar yapması için gerekli olan günlük tutarın en az 92,53 TL; bu yıl 29 gün sürecek Ramazan boyunca oruç açmanın maliyetinin ise asgari olarak 2 bin 683,37 TL oldu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi verileri ile piyasa rakamlarından yola çıkılarak yapılan araştırmada bir vatandaşın, oruç tuttuğu süre boyunca ihtiyaç duyduğu enerji, vitamin ve minerallerin sağlanabilmesi için gerekli olan gıda ürünleri ve miktarları tespit edildi. Rakamlar bu yıl iftar sofralarına geçen yıla göre %24,8 zam geldiğini gösterdi. Geçen yıl 30 gün süren Ramazan ayının bu sene 29 gün sürecek olmasına rağmen vatandaşlarımızın iftar sofrası için geçen yıla göre 459,47 lira daha fazla harcayacağını ortaya koydu.
    Oruç açmanın maliyetinin son bir yıl içinde %24,8 oranında yükseldiği görülüyor” dedi. Türk Büro Sen Amasya Şube Başkanı Muammer Tufanoğlu, ortalama memur maaşının 3 bin 786,21 TL olduğunu belirterek, “Yalnızca oruç açmak için bir memur, maaşının %71’ini, yani üçte ikisinden fazlasını ayırmak zorunda. Çalışanların kazançları gıda ihtiyacına dahi zor yetiyor, diğer ihtiyaçlar için ise para kalmıyor. Geçen yıla göre oruç açmanın maliyeti %24,8 oranında yükseldi.Bu yıl memur maaşlarına enflasyon farkı hariç %4 yani ortalama 137 lira gibi son derece yetersiz bir zam yapıldı. Bu zam zaten geçtiğimiz dört ayda ortaya çıkan %4’lük enflasyon karşısında eridi, alım gücü 2018 yılının bile gerisine düştü. Şimdi ise Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı çalışmada iftar sofrasının maliyetinin tam 459,47 lira pahalandığı ortaya çıktı. Henüz Ramazan ayının başında olduğumuz düşünüldüğünde, ay boyunca özellikle gıda ürünlerinin fiyatlarında büyük artışlar bekliyoruz. Bu da iftar sofralarını daha da pahalı hale getirecek. Ay sonunda Ramazan Bayramı’nı idrak edeceğiz. Bayram da yeni masraflar, yeni harcamalar demek. Bu ay ve devamında ortaya çıkacak enflasyon, memur maaşlarının iyiden iyiye erimesi anlamı taşıyor. Dolayısıyla hiç olmazsa Mayıs ayından itibaren gerçekleşecek enflasyonun derhal maaşlara yansıtılarak, memurlarımızın bu darboğazdan çıkarılması gerekiyor.
    Huzur ve mutluluğun ayı mübarek Ramazan ayında çalışanlarımızın gıda masraflarını kısarak diğer ihtiyaçlarını görmeye çalışacaklarını, birçok çocuğun bayramı boynu bükük geçireceğini bilmek bizleri ziyadesiyle üzmektedir” diye konuştu.

  • DÜNYA BU AKIMI KONUŞUYOR!

    DÜNYA BU AKIMI KONUŞUYOR!

    Temiz Çevre Öncesi ve Sonrası Etkinliği #trashtagchallenge” dünya genelinde sosyal medyada hızla yayılan ve tüm dünyayı çevre temizliğine davet eden akımı Amasya’da Amasya Üniversitesi ve Abdurrahman Kâmil İlkokulu başlattı.

    Bu akımı başlatmaktan dolayı mutluluk duyduğunu dile getiren Amasya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Bölüm Başkan Yardımcısı Prof. Dr. D. Duygu Kılıç ve sınıf öğretmeni Meral Kaya önderliğinde, Abdurrahman Kâmil İlkokulu 3/A sınıfı öğrencileri; “Yaşanabilir bir dünya için gelin bu etkinliğimize bir halka da siz olun!” çağrısında bulundular.

    Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Bölüm Başkan Yardımcısı Prof. Dr. D. Duygu Kılıç, “Son yüzyılda gelişen teknoloji ile beraber insanoğlu çevreyi geri dönüşümsüz bir biçimde yok etmektedir. Ekolojik dengenin bozulması ile birlikte pek çok canlı türünün nesli yok olmuş pek çoğu da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Çevresel sorunların başında, ormanların yok olması, hızlı nüfus artışı, buna bağlı olarak beslenme, enerji, eğitim, çarpık kentleşme, sağlıksız sanayileşme, azalan ve tükenen canlı türleri, artan kirlilik ve iklim değişiklikleri gelmektedir. Bu çevresel sorunlar insanoğlunun kendi türünü yok edecek seviyeye ulaşmaktadır. Çevre bilincinin bireylere kazandırılma sürecinin başlangıç noktası ne kadar erken olursa bireylere kazandırılan davranışlar da o kadar kalıcı olur. Bu nedenle ilköğretim düzeyindeki öğrencilerin çevre kavramlarını ne düzeyde bildikleri, çevresel konularda bilgi, beceri ve tutumlarının, çevreye karşı duyarlı bireyler olmaları bakımından önem taşımaktadır” diye konuştu.

    Bu amaçla tüm dünyayı çevre temizliğine davet eden “#trashtagchallenge” hareketini Amasya’da ile başlattıklarını kaydeden Kılıç, “Bu akımda insanlar tarafından kirletilmiş olan çevre, gönüllüler tarafından temizlenmekte, çevrenin ilk ve son hallerinin fotoğraflarının paylaşılmaktadır. Bir çevre bilinci hareketi olan bu akımda biz kirletmedik ama temiz bir dünyada yaşamak için çevremizi biz temizliyoruz mantığı ile hareket edilmektedir” dedi.

  • EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI

    EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI

    1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Amasya’da etkinliklerle kutlandı. Kunç Köprüsünde toplanan sendika ve siyasi partililerin üyeleri ellerinde dövizlerle sloganlar atarak Pirinçci Caddesinden Yavuz Selim Meydanına yürüdü. Gruptakiler polis tarafından oluşturulan arama noktasından meydana alındı. Eğitim-Sen Amasya Şube Başkanı Bülent Erciyas günün anlam ve önemine ilişkin yaptığı konuşmada şunlara değindi.
    “İşçisi, kamu emekçisi, işsizi, emeklisi, aydını, sanatçısı, gazetecisi, öğrencisi, esnafı kadını genci, doldurduğumuz 1 Mayıs meydanlarında nasıl bir memleket istediğimizi kol kola, omuz omuza, dile getiriyoruz. Adına ister kriz diyelim, isterse ekonomik dalgalanma sonuç değişmiyor. Ülkemizin adım adım içine itildiği ekonomik, siyasal, toplumsal bunalım gittikçe derinleşiyor. Rekor üstüne rekor kıran işsizlik, hayat pahalılığı, soframızdaki ekmeği küçültüp geleceğe güvenle bakmamızın önüne set çekiyor. Ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğumuz haklarımız ve özgürlüklerimiz demokrasinin adaletin, hukukun son kırıntılarının da rafa kaldırıldığı bu dönemde her geçen gün daha da fazla sınırlanıyor. Emeğe kölelik dayatan bu düzende hepimiz kaybediyoruz.
    Emek karşıtı, sermaye yanlısı neo liberal politikaların, vahşi kapitalizmin acımasız bir şekilde sürdürüldüğü bir ülkede hepimiz kaybediyoruz
    Elimizden alınanları tek tek alt alta yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Kamu hizmetleri alanını kârı esas alan piyasaya, vatandaşları müşteriye, bizleri ise iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılan kapı kullarına dönüştürmek için;
    Ülkenin stratejik işletmelerini, fabrikalarını birkaç yıllık kârı karşılığında, arazileri ile birlikte satıp çalışanları işsiz bıraktılar. Şekerden, tütüne, enerjiden kağıda, etten samana ülkeyi dışarıya bağımlı hale getirdiler.
    Tek derdi daha fazla kâr elde etmek olan özel sektörde çalışanların aleyhine ne varsa tek tek klonlayıp kamu alanına aktardılar.
    ‘Her kamu idaresi kendine uygun bir kamu personel rejimi yaratır’ diyenler en başından beri iş güvencemize göz diktiler. Bizi ‘devlete kapağı atıp yan gelip yatan, her türlü dokunulmazlığı olan verimsiz’ bir güruh gibi gösterdiler.
    ‘Reform’, ‘dönüşüm’ gibi yaldızlı, süslü kavramlarla temel haklarımızı tek tek ortadan kaldırdılar.
    Az personelle, çok iş yapmayı esas alıp angarya çalışmayı artırdılar.
    İstihdamı bin parçaya bölüp güvencesiz-sözleşmeli-taşeron-ücretli istihdamı,
    bizi birbirimizin rakibi haline getiren-iş yükümüzü artıran performans sistemini-kuralsız-esnek çalışmayı tüm kamuya yaydılar.
    Kariyer ve liyakati ortadan kaldırdılar. Siyasal kadrolaşmayı tüm kamu emekçilerini kapsar hale getirmek için hem işe almada hem görevde yükselmede mülakatın ağırlığını artırıp torpilin, kayırmanın kapısını sonuna kadar açtılar.
    Yaşanan gerçek hayat pahalılığını perdelemek için rakamlara takla attıran TÜİK’in resmi enflasyonuna dayalı artışlar ile maaşlarımızı yoksulluk sınırından uzaklaştırıp açlık sınırına yaklaştırdılar.
    Sonuç olarak; kendilerine uygun bir kamu ve personel rejimi yaratma konusunda ciddi mesafe kaydettiler.
    Ancak bu onlara yetmiyor. Bugüne kadar torba yasalarla, KHK’lerle, OHAL ile sınırlanan, fiilen kullanılamaz hale getirilen iş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak için yeni bir ‘personel reformu paketi’ açıklamaya hazırlanıyorlar.
    Bizim memleket dediğimiz, küçük bir azınlık için değil, bir avuç patron ve yandaş sermaye için değil, halkın emekçi çoğunluğu için yaşanabilir bir memlekettir. Biz memleket isteriz, ekonomik krizin faturasını krizin sorumluları ödesin.
    Bizim memleket dediğimiz, sermaye ve iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda, hukuksuz ve keyfi bir biçimde yönetilen bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, işçi sınıfı başta olmak üzere halkın yüzde 99’u insanca, özgürce, kardeşçe yaşasın.
    Bizim memleket dediğimiz, ülkenin birikimlerinin varlık fonu adı altında talan edildiği, işsizlik fonunun patronlara, bankalara peşkeş çekildiği, kıdem tazminatımıza bile göz konulduğu bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işi olsun.
    Bizim memleket dediğimiz, ölümüne çalıştırıldığımız işyerleri, açlık ve yoksulluk sınırının altında ücretler, taşeron köleliği, güvencesizlik değildir. Biz memleket isteriz, çalışırken ölmeyelim, insanca yaşayabilelim.
    Yıllardır ceplerini doldururken sırtımızdan elde ettikleri nimetleri kimseyle paylaşmayanların, “hep bana” diyenlerin, işimize, aşımıza, haklarımıza el uzatanların çiftliği değildir memleket. Biz memleket isteriz, adalet olsun, zam-zulüm-işsizlik son bulsun.
    Bizim memleket dediğimiz, sokaklarda, meydanlarda, grevlerde, mahkemelerde hakkımızı savunmanın engellendiği, seçim sandıklarında hesap sormanın bile neredeyse “suç” ilan edildiği bir ülke değildir. Biz memleket isteriz, demokrasi olsun, seçme-seçilme, örgütlenme ve grev hakkımız tam olsun.
    BİRLİĞİ DAYANIŞMAYI MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK BİZİM ELİMİZDE
    Bugün önümüzde iki yol var.
    Ya iş güvencemiz başta olmak üzere temel taleplerimize birlikte sahip çıkıp emeğin birleşik gücünün zaferlerine bir yenisi ekleyerek hep birlikte kazanacağız.
    Ya da bugüne kadar aldığımız darbelerin üstüne bir yenisinin eklenmesine izin verip hep birlikte kaybedeceğiz…
    Biz karanlığın zifiriye döndüğü zamanlarda bile yarına dair umudumuzu hiç yitirmedik. Bugünden yarına umut biriktirmeye devam ettik.
    Umutluyuz çünkü biz çoğuz, çoğunluğuz, milyonlarız, halkız!
    Umutluyuz çünkü dünyanın ve ülkenin tüm güzelliklerini ortaya çıkaran, en yüce değerin, emeğin sahipleriyiz.
    Umutluyuz çünkü gücünü bizi bölmekten alanların dayattığı sömürü, yoksulluk ve baskı düzenine karşı omuza omuza mücadele ettiğimizde önümüzdeki engelleri kumdan kalelere çevirdiğimiz başarılarla dolu bir tarihin sahipleriyiz.
    Ekonomik krizin faturasının emekçilere yıkılmadığı,
    Emeğin sömürülmediği,
    Herkesin güvenceli ve insanca çalıştığı bir işinin olduğu,
    Kimsenin cinsiyetinden, kimliğinden, inancından dolayı ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmediği,
    Eşit yurttaşlığın, barış ve kardeşliğin hakim olduğu,
    Sendikal hak ve özgürlüklerin, hak arama yollarının önünün açıldığı, grevlerin yasaklanmadığı,
    Düşünmenin, düşünceyi ifade etmenin, itiraz etmenin cezalandırılmadığı,
    Emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın, laikliğin hâkim olduğu
    BİR DÜNYA VE ÜLKE İSTİYORUZ!
    Kazanılmış haklarımızın gasp edilmek istenmesine, hukuksuz ihraçlara, yaşamın her alanındaki hukuksuzluğa, haksızlığa ve keyfiliğe en gür sesimizle dur diyoruz. Emeğimize, ekmeğimize, işimize geleceğimize ve memleketimize sahip çıkarak barış içerisinde savaşsız sömürüsüz bir dünyada yaşama ve yaşatma umudumuzu 1 Mayıs meydanlarında yükseltiyoruz. Güvencesizliğe, işsizliğe, yoksulluğa teslim olmayacağız. Umudu ve mücadeleyi büyütmek için 1 Mayısta alanlardayız. Barış ve huzur içinde kardeşçe yaşayacağımız güzel günlere hep birlikte omuz omuza yürüyeceğiz. Dayanışma ruhumuzla; ekmek, gül ve hürriyet günlerine olan inancımızla Yaşasın 1 Mayıs!” diye konuştu. Alanı dolduranlar davul zurna eşliğinde halay çektikten sonra dağıldı.