Etiket: başhekim

  • ALZHEİMER; BEYİN HÜCRELERİNİN ÖLÜMÜYLE OLUŞUR

    ALZHEİMER; BEYİN HÜCRELERİNİN ÖLÜMÜYLE OLUŞUR

    Merzifon’un Kara Mustafa paşa Devlet Hastanesi Başhekimi ve İlçe Sağlık Müdür Vekili Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, “Alzheimer hastalığı beyinde hem hücre hem hücreler arası bağlantı kaybına neden olan, beyinde zararlı metabolitlerin birikimine neden olan ilerleyici bir hastalıktır” dedi.

    Sezikli, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’nde hastalıkla ilgili önemli açıklamalar yaparak önerilerde bulundu.

    “Alzheimer hastalığı beyinde hem hücre hem hücreler arası bağlantı kaybına neden olan, beyinde zararlı metabolitlerin birikimine neden olan ilerleyici bir hastalıktır” diyen Başhekim Sezikli, “Hastalığın nedenleri arasında çok çeşitli faktörler araştırılmıştır ve halen araştırmalar devam etmektedir. En yaygın ve erken belirtileri hafıza ile ilgili belirtilerdir. Günlük aktiviteyi etkileyecek düzeyde unutkanlık, kişilik ve davranış değişiklikleri, öğrenme ve plan yapma zorlukları, adres ve yön bulmada zorluklar, aşırı şüphecilik, yeme, uyku ve tuvalet alışkanlıklarında değişiklikler yanı sıra daha geç evrelerde yürümede zorluklar, düşmeler, yutma zorlukları, kilo kayıpları ortaya çıkabilir. Yaş ve genetik yatkınlık Alzheimer hastalığını da içeren demans hastalıklarında en büyük risk faktörleri olmaya devam etmektedir ancak, sağlıklı yaşam parametrelerinin durumu da bu hastalıkların ortaya çıkışını önemli düzeyde etkilemektedir. Hipertansiyon, kan yağlarında yükseklik, kalp hastalıkları, yetersiz fiziksel aktivite, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı ile bu hastalıkların ortaya çıkması neredeyse üç kat daha artmaktadır. Bu hastalıklara yol açan risk faktörlerinin tedavi edilmesi, yeşil yapraklı sebzelerin, meyve ve balığın bolca bulunduğu dengeli bir beslenme, kolesterolün düşük seviyelerde tutulması riski azaltmaktadır. Son yıllarda demans hastalarının bakımında ve risk faktörleri ile önleme olanaklarına ilişkin araştırmalarda önemli ilerlemeler kaydedilmektedir. Hastalığın belirtilerinin hasta ve daha çok hasta yakınları tarafından erken fark edilmesi yanı sıra modern nörogörüntüleme yöntemlerinde de erken tanı alanında ileriye dönük önemli adımlar atılmaktadır. Alzheimer hastalığına karşı uygulanan aşılama stratejilerinden de bazı umut vaat eden sonuçlar beklenmekle birlikte, günümüzde şu ana kadar demansın en yaygın grubu olan Alzheimer hastalığının iyileştirilmesi ve hatta çoğu hastada hastalık seyrinin durdurulması mevcut tedavilerle son derece zordur. Alzheimer hastalığı ve diğer dejeneratif yani ilerleyici ve hasar verici hastalıklar için yeni ve etkili tedavilerin geliştirilmesi için yatırımların yapılması bütün dünyada bilim camiasının en önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Alzheimer hastalarının bakımında hasta yakınları büyük bir yük altındadır ve bu yük sağlık otoriteleri ve sosyal organizasyonlarca olabildiğince hafifletilmelidir. Çoğu durumda hastalar kadar, hastalığın getirdiği zorluklarla yıpranan hasta yakınlarına da destek psikolojik tedavi gerekmektedir” şeklinde konuştu.

  • UZM. DR. YÜKSEL EMİR HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU

    UZM. DR. YÜKSEL EMİR HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU

    Uzun süre Amasya Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde Başhekimliği yapan ve Amasya Tabip Odası Eski Başkanlarımızdan, çocuk hastalıkları uzmanı Dr. Yüksel Emir hayatını kaybetti. Allah’tan rahmet, kederli ailesi ve dostlarına başsağlığı dileriz.

  • KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    KLİMA KULLANANLAR DİKKAT!

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, özellikle sıcaklığın en yüksek hissedildiği bu günlerde sıklıkla başvurulan klimalarla ilgili uyarılarda bulundu.

    Sıcak havalarda oda ısısını düşürerek konforlu bir ortam yaratmak için kullanılan klimaların, aynı zamanda hava yolu ile bulaşan mikroorganizmaların da kaynağı olabilmekte ve sağlığımız açısından ciddi sorunlara neden olabildiğine işaret eden Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, “Klimadan kaynaklanan sağlık sorunları genelde klimanın aşırı kullanımı nedeniyle görülmektedir. Uzaktan kumanda ile basit bir parmak dokunuşu ile çalıştırabilme imkânı bulduğumuz klimalar, gereğinden fazla kullanımda değişlik sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    Vücut ani sıcak ve soğuk hava değişimlerine karşı kendini koruyamadığı için bu durum başta solunum yolu hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa sebep oluyor. Vücuttaki termostat kendi ısısını bu kadar hızlı düzenleyemez. Bu nedenle iki ortam arasındaki geçiş yavaş olmalıdır. Genellikle sıcaklardan bunalanlar, klimaları çalıştırarak bir an önce sıcak ortamdan serin ortama geçmek istiyorlar. Oysa klimaların ortamı belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş soğutmak için kullanılması gerekiyor. Örneğin, dışarıda sıcaklık 40 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklığın aralıklarla 5’er derece düşürülmesinde fayda var” dedi.

    Başhekim Sezikli, klimaların yol açtığı rahatsızlıklarla ilgili de verdiği bilgide; “Klima çarpması” Klimanın üflediği serin havanın karşısında durmak pek doğru değil; hele de dışarıdan terlemiş olarak gelmişseniz. Terin üzerinizde aniden soğuması ‘klima çarpmasına’ sebep olabilir. Boynunuz tutulabilir, başınızı çeviremezsiniz; nefes alırken göğsünüzde bıçak batar gibi ağrılarınız olabilir. Havanın doğrudan vücudunuza gelmemesi için klimaların ayarlanabilen kanatçıklarından yararlanabilirsiniz.

    Klimayı çok düşük değerlere ayarlamak sağlık için doğru değil. İdeali, ısının 23-24 derece arasında, nispi nemin de %40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmasıdır.

    “Klima ateşi” Klima ateşine, air-condition sistemlerinden başka, evlerde kullanılan ve halkımızın kısaca “soğuk buhar” diye bildikleri nem yapıcı aletler ile akciğer hastalarına solunum yoluyla ilaç vermeye yarayan nebülizatör denilen aletler de neden olabilirler.

    Hastalık, mikroplarla kirlenmiş air-condition veya nemlendirme sistemlerine maruz kalındıktan birkaç saat sonra ateşli bir hastalık gibi başlar. Belirtilerin ortaya çıkması nadiren 12 saati de bulabilir.

    Şikâyetler genellikle hafta başında veya tatil veya dönüş günlerinde görülür. Bir süre kullanılmayan klimaların ilk çalıştığı günlerde de belirtiler daha fazladır.

    Hastalarda ateş, titreme, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk, halsizlik, bitkinlik… gibi daha çok gribi hatırlatan şikayetler vardır. İş yerine geldikten birkaç saat sonra başlayan belirtiler akşama doğru şiddetlenir ve gece eve döndükten sonra da devam ederse de, hastaların çoğu 24-48 saat içinde tamamen düzelirler. Bazı hastalarda nadiren şiddeti çok fazla olmayan öksürük, nefes darlığı ve çarpıntı gibi yakınmalar da olabilir.

    “Alerjik zatürre” Klimaların sebep olduğu alerjik zatürree çocuklarda da görülebilirse de, daha çok 50 yaşın üzerinde olanlarda ve diğer akciğer hastalıklarının aksine sigara içmeyenlerde daha çok saptanır.

    Tıp dilinde ventilasyon pnömonitisi olarak isimlendirilen alerjik zatürreeye, air-condition sistemlerinin nemlendirme bölümünde üreyen ve küf mantarları ve bazı bakteriler neden olmaktadır.

    Klima ateşi ve alerjik zatürrenin önlenmesi, bu tür nemlendiricilerin su haznelerinin doğru bakımı ile mümkündür. Klima ve nemlendiricilerin bakımlarına özen gösterilmeli ve talimatlara uygun kullanılmalıdır. Bu aletlerde musluk suyu yerine distile veya demineralize su tercih edilmelidir.

    Nemlendiriciler çamaşır suyu gibi dezenfektanlarla zaman zaman temizlenmelidir.

    “Klima hastalığı (akciğer zatüresi-lejyoner hastalığı)” Klima yoluyla bulaşan en önemli hastalık “klima hastalığı” olarak da adlandırılan “lejyoner hastalığı”dır. Lejyoner hastalığı, Legionelle pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir.

    Bakteri klima sistemlerinin yanı sıra otel, hastane vb büyük yapıların su sistemlerinde de (soğutma kuleleri, su depoları, su dağıtım kanalları) bulunabilmektedir. Havaya dağılan bu bakterinin solunum yolu ile kişilerin vücuduna girmesi ile hastalık (zatürre) oluşmaktadır. Hastalığın en önemli belirtileri kuru öksürük, bulantı kusma, ishal, yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve ateştir. Diğer zatürrelerden farklı olarak bu hastalıkta ishal daha yüksek oranda görülür. Hastalık otel, büyük ölçekli gemiler ve hastanelerde salgına neden olabilmektedir. Hastalığın önemli bir özelliği insandan insana bulaşmamasıdır. Bu nedenle bu hastalığı bulunan insanlardan kaçınmak doğru değildir.

    Legionella pneumophilia bakterisi zatürre dışında sadece ateş ile seyreden ve hafif bir hastalık tablosu olan Pontiak ateşine de neden olabilir. Klimalı sistemlerin bulunduğu otel, işyeri ve evlerde yaşayanlar veya çalışan kişiler bu hastalık açısından risk altındadır. Bu bakterinin bulaştığı herkeste hastalık oluşmaz. Özellikle şeker ve kanser hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişiler, alkolikler, siroz hastaları ve sigara içen kişilerde hastalık oluşma riski daha fazladır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör sigara içilmesidir.

    Lejyonella hastalığının tedavisi belirli antibiyotikler ile yapılabilmektedir. Antibiyotiklerin hastalığın erken döneminde başlatılması tedavinin etkinliğini artırmaktadır. Bu nedenle klimalı ortamda bulunan kişilerde yukarda bahsedilen şikayetlerin meydana gelmesi halinde, bunu basit bir gribal enfeksiyon olarak değerlendirmeyip, bunun klimaya bağı bir zatürre olabileceğini akılda bulundurup tetkikler için uzman bir doktora başvurulmalıdır.

    “Özellikle merkezi iklimlendirme sistemlerine sahip binalarda olmak üzere, bu hastalığın ve etken bakterinin yayılımını önlemek üzere Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi önlemler alınmış, takibi sıkı olarak devam etmektedir. Öyleyse faydalı olan bu icadın zararsız bir şekilde kullanımı için basit kontrol önlemlerine uymakta fayda var. Su hazneli soğutma sistemlerinde mutlaka yaz başı ve yaz sonunda klima bakımının yapılması, temizlik ve dezenfeksiyonunun yapılması, filtrelerinin temizlenmesi veya değiştirilmesi gerekmektedir. Sulu sistem ile çalışan taşınabilir klimalar için de aynısı geçerlidir. Split denilen, gazlı iklimlendirme yapan sistemlerde ise bakım ve temizlik yeterlidir. Bu önlemlere dikkat ederek ve aşırı kullanımdan kaçınarak klimaların konforundan azami fayda görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.

  • SICAK HAVALARA DİKKAT

    SICAK HAVALARA DİKKAT

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, aşırı sıcaklara karşı uyarılardan bulunarak, sıcak havaların insan sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte mevsim normallerinin üzerine çıkan hava sıcaklıklarından korunmanın yollarıyla ilgili tavsiyelerde bulunan Başhekim Selçuk Sezikli, “Özellikle çocukların, yaşlıların, kalp, akciğer solunum ve tansiyon hastalığı bulunan kişilerin, hamilelerin, kilo sorunu olan kişilerin daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Çok sıcak havalarda ve rutubetin arttığı durumlarda 37 dereceye kadar normal olan vücut ısısı 40-41 dereceye kadar yükselebilir. Aşırı sıcağa maruz kalan bir kişinin beynindeki ısı ayarlama merkezinin fonksiyonu bozulur ve ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar” dedi.

    Sıcak havalarda meydana gelebilecek fiziksel kramplara karşı uyarılarda bulunan Sezikli, “Fiziksel aktivite ile beraber terlemeye bağlı vücutta hızlı bir şekilde meydana gelen su ve tuz kaybı sonucu oluşur. Belirtileri, karın bacak ve kol kaslarında ağrılı spazmların oluşumudur. Sıcak krampları için tıbbi bir tedaviye gerek yoktur. Kişi kramplardan sonra en azından birkaç saat için fiziksel aktiviteyi durdurmalı sulu- mineralli içecekler tüketmeleri gerektiğini söyleyerek, sıcak bitkinliği, yorgunluk, halsizlik, bayılma hissi, yükselen ateş, kalbin daha hızlı çarpması, belirtilerindendir. Bilinç kaybı yoktur. Kişi serin bir yerde bacakları baş seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzanmalı, sıkı giysilerini gevşetmeli, sıvı- mineralli içecekler almalıdır. Kişinin durumu gözlenmelidir. Sıcak ve nemli havalarda aşırı terlemeye bağlı olarak derinin tahriş olması sonucu ortaya çıkan pütürcüklerdir. Vücudun daha çok boyun koltuk altı dirsek içi gibi kıvrımlarında görülür. Her yaşta ve herkeste görülebilmekle beraber bebeklerde görülmesi daha sıktır. Kızarık bölgeler kuru tutulmalı, daha serin daha nemsiz ortam sağlanmalıdır. Güneş yanıklarından korunmak gerektiğini söyleyen Başhekim Sezikli, “Güneş yanıkları uzun süre güneş ışığına maruz kalmakla meydana gelir. Etkilenen kişide deride kızarıklık, su toplama, yüksek ateş, şiddetli ağrı-acı şikâyetleri görülür. Güneş yanıklarından korunmak için özellikle güneş ışınlarının en şiddetli olduğu 11.00-16.00 saatleri arası güneşe çıkmamaya özen gösterilmelidir. Güneş yanığı olan yerler ilk olarak soğutulmalıdır. Yağ, salça, yoğurt ve diş macunu kesinlikle sürülmemelidir. Bir hekime danışarak tıbbi losyon kullanılmalıdır. Güneş veya sıcak çarpması kalıcı hasarlara neden olabilir. Aşırı sıcağa maruz kalmak sonucu bedenin vücut sıcaklığını sabit tutma mekanizmasının bozulmasıyla ortaya çıkar. Hayati tehlikesi olan bir durumdur. Güneş veya sıcak çarpmasının belirtileri, çok yüksek ateş. (40-41 derece) Vücudun terleme olayını gerçekleştirememesi. Halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ciltte aşırı kuruluk, kusma, bulantı, bilinç kaybı, görme netliğinin bozulması, el ayak hareketlerinin kontrolünde hâkimiyet kaybıdır. Bu belirtiler görüldüğünde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diye konuştu.

  • “BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİN”

    “BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİN”

    Başhekimi Uzm. Dr. Selçuk Sezikli,  Sağlıklı beslenmek, hijyene dikkat etmek, işlenmiş gıdalardan uzak durmak, spor yapmak; hasta olmamak için yapılması gerekenlerin başında gelse de bunların dışında önemli bir nokta daha var, o da bağışıklık sisteminizin güçlü olmasıdır” dedi.

    Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemini hakkında önemli bilgiler veren Başhekim Uzm. Dr. Selçuk Sezikli, “Bağışıklık; organizmanın kendisinden farklı yapıya sahip virüs, bakteri, mantar, parazit gibi zararlıları yabancı olarak algılaması ve ondan kurtulmak için çeşitli savunma mekanizmalarını harekete geçirerek, organizmayı koruyan bir sistem. Kendinden olanı, kendinden olmayandan ayırt etme yeteneğine sahip. Bağışıklık sisteminin ilk görevi yabancı maddelerin vücuda girişini önlemek, herhangi bir şekilde girmeyi başaranların ise yayılmasını engellemek ve yok etmek. Bağışıklık sisteminin desteklenmesi hastalıklara karşı direnç kazanmak, soğuk algınlığı, grip ve kanserden etkilenme olasılığının azaltmak açısından büyük önem taşıyor. Bağışıklık sistemini bozan etkenler stres, kötü beslenme, alkol, uykusuzluk, radyasyon, hava kirliliği, bazı ilaçlar (kortikosteroidler gibi) ve genetik faktörler olarak özetlenebilir. Bağışıklık sisteminin aşırı, eksik ya da hatalı çalışması sonucu hastalıklar ortaya çıkıyor. Etkili bir bağışıklık sistemi birçok hastalığa karşı koruyucu olmasına karşılık sistem yetersiz olduğunda AIDS, kanser gibi farklı hastalıklar; aşırı harekete geçmesi durumunda ise alerji, anafilaksi, otoimmünite gelişebiliyor.

    Bağışıklık sisteminin yetersiz kaldığı durumlarda, vücudumuza giren herhangi bir mikroba karşı iyi savaş verilememesi sonucunda ‘bağışıklık sistemi yetersizliği-immün yetersizlik’ olarak adlandırdığımız hastalıklar ortaya çıkıyor.

    Bağışıklık sistemi yetersiz olanlar, özellikle virüs enfeksiyonlarına yatkınlık gösterdiği için, enfeksiyona yakalanmamak için kapalı yerlerde fazla bulunmamaları gerekiyor. Örneğin, kalabalık ve iyi havalandırılmayan kapalı alanların kullanımının arttığı soğuk havalarda özellikle kışın grip oldukça yaygın görülüyor. Hastalık esas olarak damlacık enfeksiyonuyla bulaşıyor. Öksürük, hapşırık, konuşmayla ortaya çıkan damlacıkların solunması, öpüşme, tokalaşma yoluyla veya virüs bulaşmış eşya, yiyecekle temas sonucu bulaşma gerçekleşebiliyor. Virüsler, mikrobun kapı tokmağı, telefon gibi bulaştığı yerlerde canlı kalabildikleri için bu yüzeylere temastan sonra virüsleri uzaklaştırmak için ellerin sabunlu suyla yıkanması gerekiyor. El temizliğinin çok ihmal edildiği göz önüne alındığında, doğru ve etkili el yıkamanın önemi unutulmamalı, sık sık vurgulanmalı ve örnek olunmalı. Bol miktarda sebze ve meyve tüketmek, tek tip beslenmekten kaçınmak, yararlı her türlü besinin dengeli tüketilmesini sağlamak, kişisel hijyene özenmek, düzenli uyku, egzersiz, stresten uzak hayat; hastalıklardan korunmada en önemli faktörler arasında yer alıyor” dedi.

    Çevresel faktörlerin önemini de anlatan Başhekim Sezikli “ Bağışıklık sistemini etkileyen faktörlerin başında genetik geliyor, onu çevre izliyor. Onu bozan stres, kötü beslenme, alkol, uykusuzluk, radyasyon, hava kirliliği gibi etkenlerden uzak durmak gerekiyor. Stres, tek başına bağışıklık sistemini baskılayarak enfeksiyon etkenlerinin üremesini kolaylaştıran en önemli risk faktörlerinden. Sistemin etkin fonksiyonlarını gösterebilmesi için sebze ve meyve ağırlıklı beslenme, düzenli egzersiz yapma, havalandırılmış alanlarda bulunma, ellerin düzenli olarak ve iyice yıkanması, hasta kişilerden uzak durulması, öpüşme ve yüz temasından kaçınılmasına dikkat edilmeli.

    Hastalar kalabalık ortamlardan uzak durmaya, öksürürken, hapışırırken burun ve ağızlarını kapamaya özen göstermeli. Böylece hastalığın toplum içinde yayılması önlenmiş, bağışıklık sistemi zayıf kişilerin hastalanması engellenmiş olur” ifadelerini kullandı.