Misafir Kalemler -29 Aralık 2019
Hepsi şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…
KİM BUNLAR?
1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında
HALA 18’LİK DELİ TAYLAR GİBİ İDEALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞAN HESAPSIZ BİR NESİL..?
Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış… Höllük üzerinde yatmış, şeker çuvalından pantolon, canik
lastikten ayakkabı giymiş… Evde inek beslemiş, kendine okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş, bir
garip nesil…
Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış… Hatta hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış… Hiç biri kreş,
dershane, özel okul görmemiş… Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf
nesil… Harp görmüş, darp görmüş… Baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş… Karakolda sorgu da
Filistin askısını, ceza evinide isyanla tanışmış… İHANET VE KALLEŞLİKLE işkence de insanın
hayvan yüzünü görmeyeni kalmamış…
En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış… En azı 10 ekonomik
krizden nasibini almış… Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…
Bu nesil özel bir nesil, birbirini vatan için katletmiş… Vurmuş, vurulmuş… Dövmüş, dövülmüş… Ne
yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış…
Düşmanında merdini aramış, buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş… Dostun namerdinden,
arkadan hançerleyeninden nefret etmiş…
Birbirini yok etme pahasına ölümüne mücadele etmiş, ama neslini tüketememiş… İntihar sayılmasın
diye idam sehpalarına selam veren inançlı yiğitlerde, sırtından kurşunlanıp dostunun kucağında can
veren ana kuzuları da bu nesilden çıkmış… 68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa
gelmeyen savaşçıları da bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır… Bunlar bu neslin
üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız
hesapsız bu vatanı sevmiş…
1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve
paylaşma duygusu zirve yapmış…
Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş… En azı simitçilik, olmadı
ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık hamallık yaparak okul harçlığını
çıkarmıştır… Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…
Muhanete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamıştır…
Aç, açık, evsiz yurtsuz, aşsız susuz kalmış, kimseye mudara etmemiş… Eğilmemiş, el etek öpmemiş,
aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş… Kan kusmuş, kızılcık şerbeti içiyorum demiş… Dik durmuş
dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…
Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu
1950 ile 1970 yılları arasında doğan dinazorlar…
İyi bakın, bunlar bu son kalan kadife ye sarılmış çelik yumruk misali yumuşak gözüküp indiği yeri
dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının… Bu soyu tükenen son kalanlarına aşağıdaki resimlerde iyi
bakın…
Bunlar kimi sokakta oyun arkadaşım, kimi ilk okul arkadaşım… Kimisi öğretmen okulunda aşımı
paylaştığım kader arkadaşım… Kimisi üniversitede silahındaki son kalan mermiyi çatışmada kendimi
korumam için benimle paylaşan dava, silah can arkadaşım… Kimi de DÖRT duvar arasında çıkan
isyanda sırtımı dayadığım cezaevi Yusufiye, Taş medreseli arkadaşım… Kimisi de Anadolu yollarında
ömrümüzü adadığımız bir ülkü, bir ideal dava uğruna bir ömür feda ettiğimiz yol arkadaşlarım…
Bunlara iyi bakın, Sizin evinizde de bu resimdekilerden kalan varsa bunları korumaya alın… Çünkü
bunların nesilleri tükenmek üzere… Bunların üretimi sonlandı… Kullanım sureleri doldu, tedavülden
kalktı…
Neden bu nesil özel biliyor musunuz..? Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti… Dozer gibi dünya
milletleri ezdi geçti… Hayat bu nesli sınadı, demedi, çarkının dişlilerin den öğüttü ama tüketemedi…
Bu çarktan kurtulabilen kurtuldu… İşte bu gün nesli tükenen çarkın dişlileri arasından yaralı kurtulan
bu nesil, yaralı da sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı yaşamayı hayatta
kalmayı bildi…
Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı
bildi… Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi…
Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir… Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir…
Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir…
Yani bu 1950 ve 1970 yılları arasında doğan dinazorlar tam bir müzelik antika onun için 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze,
hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin..!
Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…
Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin… Sonra arar da bulamazsınız… Çünkü
onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır… Benden
söylemesi… Vesselam…
MEVLÜT KALELİ
5 liraya satılıyor.
Türkiye’nin önemli soğan üretim merkezlerinden Amasya’nın Suluova ilçesinde erkenci soğanın hasatına başlandı. Amasya’nın Suluova ilçesi Kurnaz köyünde ikamet eden soğan üreticisi Fatih Göv, “Yıllık ortalama 100 dekar soğan ekmekteyim. Ankara, Polatlı ve Eskişehir çıktıktan sonra ağırlıkla Karadeniz Bölgesi, yakın iller ve Türkiye’nin dört bir yanına Suluova soğanını gönderiyoruz ”dedi.
Korona virüs üreticiyi etkiledi
Pandemi sürecinin kendilerine en büyük zararının ihracat olmaması olduğunu belirten soğan üreticisi Göv, “Korona nedeniyle fiyatlar biraz düşük başladı. Sezonda işçi konusunda ve serviste alınan tedbirlere uymamız gerektiğinden dolayı sırtımıza biraz daha yük bindi. Genel olarak satışı düştü fiyatlar kırık başladı. Tarlada 80 kuruş, marketlerde 1.20 ile 1.50 arasında alıcı buluyor. Şu an fiyatlar düşük olduğu için tarla ve tezgâh arasında çok büyük farkların olmadığını, büyükşehirlerde de çok fazla fiyat farkı olduğunu sanmıyorum ”diye konuştu.
Suluova Soğanı tadı ve lezzeti ile özellikle büyük şehirlerde ilgi odağı
Soğanın bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok tüketilen sebzelerin başında geldiğini ve besin değerinin oldukça yüksek olduğunu hatırlatan üretici Göv, “Suluova’da soğan üretimi çok eskiye dayanmaktadır. Suluova soğanımız Türkiye’de tadı ve lezzetiyle iz bırakmıştır, meşhurdur. Büyükşehirlerde halen daha tercih edilmektedir,. Tezgâhlara ‘Suluova soğanı’ diye yazarlar buda bizim için gurur verici. Yemeklere lezzet vermesi bakımından sofraların vazgeçilmezi olan soğanın insan sağlığına da birçok yararı da var” şeklinde konuştu.
Babasının 1970 yılında ilçede soğan üretimine başladığını ve ilk üreticilerden olduğunu, babası ile birlikte yaklaşık 20 yıl kadar Suluova’da soğan üretimi, daha sonra alım ve satımını yaptıklarını ifade eden İhsan Dadak ise “Uzun yıllar bu sektörün içerisinde hem alıcı hem üretici hem de satıcı olarak yer aldık. Suluova soğanı çok acı olmaz, çokta tatlı olmaz. Özellikle ünlü restoranlarda ünlü şefler tercih ederler. Bizde bunlara çok şahit olduk. Çiftçimiz 80 kuruşa tüccara satıyor, marketlerde 1.5 liraya alıcı buluyor. Bizim insanımız fiyatlar üzerinden devletimize yükleniyor. Bu aradaki fiyat farkının devletimiz ile hiçbir alakası yok. Suluova’nın soğanı tüm Türkiye’ye yeter” dedi.









