Yazar: Hasan KARATAS

  • KIZILAY’DAN UKRAYNA’YA İLK YARDIM TIRI KONVOYU

    KIZILAY’DAN UKRAYNA’YA İLK YARDIM TIRI KONVOYU

    Türk Kızılay Amasya Şube Başkanı Mahmut Albayrak, “Kızılay’ımız tarafından Ukrayna’ya 5 tırlık ilk yardım konvoyunun yola çıktı.” dedi. Başkan Albayrak, Kızılay’ımız tarafından Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri harekatı başlatmasının ardından Ukrayna Kızılhaçı’na “Her türlü insani yardıma hazırız” mesajı verildi dedi. Başkan Albayrak, “Gün içinde yaşanan gelişmelerin ardından Ukrayna Kızılhaçı ortaya çıkan insani ihtiyaçların karşılanması için Türk Kızılay’dan destek istedi. Bu talepten sonra harekete geçen Kızılay, acil olarak yola çıkmak üzere 5 TIR insani yardım malzemesini hazır hale getirdi. Ukrayna’daki acil insani ihtiyaçlar için bölgeye bir insani yardım konvoyu çıkartıldı. Kızılay ekibimiz depo çadırları, evlerini terk etmiş insanlara yönelik afet barınma çadırları ve tahliye olan vatandaşlara da destek verecek seyyar ikram araçları ile bölgeye hareket etti.” ifadelerini kullandı.İçerisinde 210 metrekarelik genel maksat çadırları, ailelerin barınmaları için afet çadırları, yatak, battaniye, çocuk battaniyesi, uyku tulumu gibi acil insani yardım malzemelerinin bulunduğu 5 TIR Ukrayna’ya doğru hareket etti.

  • AK PARTİ MERKEZ İLÇE BAŞKANI GALİP UZUN’UN 28 ŞUBAT MESAJI

    AK PARTİ MERKEZ İLÇE BAŞKANI GALİP UZUN’UN 28 ŞUBAT MESAJI

    25. yılını geride bırakan ve “post-modern” darbe olarak adlandırılan 28 Şubat süreci, milletimizin inancına, iradesine, değerlerine, insan haklarına, demokrasiye ve özgürlüklere yapılan fiili bir darbedir. Motivasyonunu 27 Mayıs darbesinden alan 28 Şubat; bir darbenin tarihi olduğu gibi vesayetin, antidemokratikliğin, karanlık bir zihniyetin de ismi olarak tarihe geçmiştir.28 Şubat’ta sözde “irtica tehdidi” ile medya, darbeci zihniyete ram olarak “Topyekün Savaş” manşetleri atmış, Ankara sokaklarında tanklar yürütülmüş, anti-demokratik MGK kararları alınmış, “demokrasiye balans ayarı” denilerek dönemin hükümeti istifaya zorlanmıştır. “1000 yıl sürecek” dedikleri 28 Şubat Post-Modern darbesi ile insanlar ayrımcı, ötekileştirici, insan haklarına aykırı uygulamalara maruz bırakılmış, milyonlarca insanın hayatı karartılmıştır.Kadınlarımız ve genç kızlarımız, ne acıdır ki bu karanlık sürecin en büyük mağdurlarından olmuştur. Darbecilerin kurduğu ikna odalarında nice kadın, inançları hiçe sayılarak horlanmış ve baskıya maruz kalmıştır. Başörtüleri açılmaya zorlanmıştır. Bu odalarda psikolojik baskılara maruz bırakılan kızlarımızın çoğu üniversitelerdeki, liselerdeki eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalmış ve etkisi bugün dahi süren travmalar geçirmiştir. Getirilen kanunsuz başörtüsü yasağı ile kadınların çalışma hayatında var olmaları engellenmiştir.Siyasi görüş ve inancından dolayı insanların; çalışma, eğitim, ibadet, düşünce ve ifade özgürlükleri gibi temel hakları ellerinden alınmıştır. Ülkesi, milleti için çalışan ve üreten sermaye dahi kategorize edilerek “Yeşil sermaye” adı altında ötekileştirilmiştir.28 Şubat darbesi, vesayetçi sistemin ilk tezahürü değildir; maalesef sonu da olmamıştır. 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi de aynı kaynaktan beslenen vesayetçi sistemin dışa yansıyan bir suretidir. Ülkemizde yaşanan bazı gelişmelere ve dillendirilen, mırıldanılan, hayali kurulan özlemlere bakılırsa 28 Şubat zihniyeti ne yazık ki bazı mahfillerde hala diriliğini korumaktadır. Devletimizin 28 Şubat’ın acılarını sağaltmak ve iyileştirmek adına yaptığı muazzam çalışmalarına rağmen bu zihniyetin söylemleri, eylemleri ve kamuflajlı darbe yılları nostaljileri; kabuk bağlayan yaralarımızı kanatmaktadır.Vesayetçi zihniyetle mücadelemiz biz var olduğumuz sürece devam edecek inşallah. 28 Şubat için “bin yıl sürecek” diyenler unutmasın ki 28 Şubat bin yıl sürmedi; ancak biz 28 Şubat’ı bin yıl geçse de unutmayacağız. Demokrasimize ve Milli İrade’ye her zaman sahip çıkacağız. 15 Temmuz Darbe girişiminde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, Milletimizle beraber gösterdiğimiz mücadele bunun ispatıdır.Bu vesile ile ülkemizde 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz gibi insan onurunun, insan haklarının, demokrasi ve değerlerimizin hiçe sayıldığı günlerin bir daha yaşanmaması için var gücümüzle çalışmaya devam ediyor, 20 yıldır her şartta ve koşulda özellikle darbeler karşısında yanımızda olan milletimize şükranlarımızı sunuyoruz.Galip UzunAk Parti Merkez İlçe Başkanı

  • VALİ MASATLI METYAP TANITIM TOPLANTISINA KATILDI

    VALİ MASATLI METYAP TANITIM TOPLANTISINA KATILDI

    Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yaygınlaştırma Projesi (METYAP) Amasya Tanıtım Toplantısı’na Katılan Amasya Valisi Mustafa Masatlı, Millet olarak en büyük sermayemiz; insan kaynağımız, beşeri gücümüzdür. Bugünün ve geleceğin dünyasında söz sahibi olmak istiyorsak, bu gücü en iyi şekilde kullanmak zorundayız dedi.Mesleki eğitimdeki yeni gelişmeler ve bu gelişmelerin işletmeler açısından faydalarının 81 il Oda ve Birlik temsilcilerine yüz yüze aktarılmasına yönelik “Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yaygınlaştırma Projesi (METYAP)” hazırlanarak uygulamaya konulmasıyla birlikte sektör ile eğitim camiası arasındaki iş birliğini güçlendirecek olan Projenin Amasya Tanıtım Toplantısı Vali Mustafa Masatlı, İl Milli Eğitim Müdür Vekili Ömer Coşkun, Amasya TSO Başkanı Murat Kırlangıç, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü İşyeri Tabanlı Mesleki Eğitim Daire Başkanı Süleyman Akgül, okul müdürleri ile oda ve birlik temsilcileri katılımıyla gerçekleştirildi.Toplantıda birer konuşma gerçekleştiren Amasya TSO Başkanı Murat Kırlangıç ile İl Milli Eğitim Müdür Vekili Ömer Coşkun, ilimizin sanayi ve eğitim kapasitesi ve potansiyeli hakkında bilgiler vererek, projenin hayırlı ve başarı olması temennisinde bulundular.İşyeri Tabanlı Mesleki Eğitim Daire Başkanı Süleyman Akgül gerçekleştirdiği konuşmada, METYAP Projesi’nin vizyonu, misyonu ve detaylarına ilişkin bilgiler aktardı.Vali Masatlı gerçekleştirdiği konuşmada şu ifadelere yer verdi: “Millet olarak en büyük sermayemiz; insan kaynağımız, beşeri gücümüzdür. Bugünün ve geleceğin dünyasında söz sahibi olmak istiyorsak, bu gücü en iyi şekilde kullanmak zorundayız. En kıymetli varlıklarımızı, evlatlarımızı, çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve teknoloji ile buluştururken, onları milli ve manevi değerlerimizle de donatmalıyız. Milletimizin varlığının, kültürümüzün gelecek kuşaklara aktarılmasının ilk şartının tarihine, milletine, devletine, bayrağına, vatanına bağlı nesiller yetiştirmekten geçtiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. O sebeple ülke olarak, en temel amacımız, çocuklarımızın milli ve manevi değerleri önceleyen, nitelikli ve kaliteli bir eğitim almalarıdır. Bu bağlamda ülkemiz genelinde olduğu gibi, ilimizde de çok ciddi fiziki ve beşeri eğitim yatırımlarına imza atmaktayız. Eğitim ve öğretimde başarı çıtasını daha yükseğe çıkarmak için yaptığımız fiziki yatırımların yanı sıra, her kademedeki kamu görevlileri, sivil toplum mensupları, hayırsever vatandaşlarımız, öğretmenlerimiz ve velilerimizin iş birliğinin de büyük önem arz ettiğini unutmamalıyız.Ülkemizin eğitim-öğretim alanında aldığı mesafe, gerçekten takdire şayan bir seviyededir. Ülkemizde eğitim-öğretime ayrılan kaynak, son yıllarda en önemli kalem halini alarak, Milli Savunma bütçesini de aşmış ve ilk sırada yerini almıştır. 2002 yılında 10 Milyar TL olan Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi, 2022 yılında 274 Milyar TL’nin üzerine ulaşmıştır. 2002 yılında 2,5 Milyar TL olan Yükseköğretim bütçesi, 2022 yılında 58 Milyar TL’ye yakın bir noktaya gelmiştir. 2002 yılında sadece 57 Milyon TL olan AR-Ge yatırımları bütçesi, geçtiğimiz yıl 18 Milyar TL’nin üzerinde gerçekleşmiştir.Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığındaki hükümetler döneminde, eğitim-öğretime ayrılan büyük kaynağın yanı sıra, okullaşma oranı, eğitim-öğretimin niteliği, imkanlara erişim, alt ve üst yapı, eğitim kadrosu ve diğer yönlerden de ciddi başarılara imza atılmıştır. Son 20 yılda ülkemiz genelinde okullaşma oranı %44’ten %88’e yükselerek ciddi bir mesafe katetmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın yükseköğretime verdiği önemin neticesinde, yükseköğretimdeki okullaşma oranı da %14’ten %44’e ulaşmıştır. Tüm bu emeklerin neticesinde Ülkemiz, PISA ve TIMSS gibi uluslararası göstergelerde sürekli yükselen bir grafik sergileme başarısı göstermektedir. Ülkemizdeki toplam okul sayısı son 20 yılda %50’nin üzerinde bir artış sağlamıştır. Ancak bu esnada sadece okul sayımız artmakla kalmamış, okullarımızın sahip olduğu kütüphane, atölye, laboratuvar, spor tesisi gibi imkanlarda artarak, bu imkanların özellikle de köy okullarımıza ulaştırılmasına özen gösterilmiştir. Öğretmen sayımız da son 20 yılda ciddi bir artış göstermiş, öğrencilerine kavuşan öğretmenlerimizin sayısı 800 bine ulaşmıştır.Değerli katılımcılar, hepimizin bildiği gibi meslek liselerimiz ve mesleki eğitim veren kurumlarımız ülkemiz için çok önemli bir yere sahiptir. Meslek liselerimizi memleket meselesi olarak görüyoruz çünkü buralardan kalifiye elemanlar, ülkemizin üretim ekonomisine katkı yapan gençlerimiz yetişmektedir. Bu okullara ülkemizin ihtiyacı vardır. Her zaman altını çizdiğim gibi eğitime yapılan yatırım, ülkeye yapılan en iyi yatırımdır. Bu okullarımız, Türkiye’nin geleceğinde ve çalışma hayatının ihtiyaç duyduğu nitelikli ve donanımlı gençlerimizin yetiştirilmesinde çok önemli bir yere sahiptir. Bu konudaki hedefimiz, meslek lisesi öğrencilerimizin niteliğini artırıp gelişimini sağlayarak, kalifiye meslek elemanları yetiştirip ülkemizin yerel ve ulusal sanayi sistemine katkı sağlamaktır. Güçlü mesleki eğitim, güçlü Türkiye şiarıyla inşallah hep birlikte tüm çocuklarımıza dokunacağız. Bu okullardaki öğrencilerimizi ara eleman olarak değil, aranan eleman olarak yetiştireceğiz.Bugün ülkemiz eğitimine, ekonomisine ve gençlerimizin istihdamına katkı sunacak olan Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yaygınlaştırma Projesi’nin tanıtımı amacıyla bir araya gelmiş bulunmaktayız. Milli Eğitim Bakanlığı ”2023 Eğitim Vizyonu Belgesinde” mesleki eğitime atfedilen değerin, rehberlik ve erişim imkânlarının artırılması, yeni nesil müfredatların geliştirilmesi, eğitim ortamları ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, eğitim istihdam üretim ilişkisinin güçlendirilmesi hedefi bulunmaktadır. Mesleki Eğitim Merkezleri ile işletmeler arasında var olan güçlü bağın daha da geliştirilmesi, işletmelerin gün geçtikçe artan kalifiye eleman ihtiyacını karşılaması, işletmelerin mesleki eğitimle ilgili devlet teşviklerinden daha fazla yararlanması, 2023 Eğitim Vizyonu Belgesinde bulunan Mesleki ve Teknik Eğitime yönelik hedeflerin gerçekleştirilmesine katkı sağlayacaktır.Örgün mesleki orta öğretim kurumları olarak yeniden yapılandırılan Mesleki Eğitim Merkezleri, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Vizyon Belgesi hedefleri doğrultusunda, öğrencilerin özlük hakları geliştirilmiş ve bu öğrencilerin mesleki eğitim aldığı işletmelere yönelik teşvik ve devlet desteği sağlamıştır. Mesleki eğitim merkezleriyle işletmeler arasında var olan güçlü bağın daha da geliştirilmesi işletmelerin gün geçtikçe artan kalifiye eleman ihtiyacının karşılanması, işletmelerin mesleki eğitimle ilgili devlet teşviklerinden daha fazla yararlanmalarının sağlanması, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından önemli görülmekte olup bu kapsamda Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yaygınlaştırma Projesi başlatılmıştır. İnşallah bu proje hepimizin desteğiyle amacına ulaşacak ve ülkemiz ve gençlerimiz için büyük kazanımlara vesile olacaktır. Bu önemli projenin ilimiz ve ülkemize hayırlara vesile olmasını, ilimiz ve ülkemizin gelişimine önemli katkılar sunmasını diliyor, bu güzel günde aramızda olan tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.” Diye konuştu.Vali Masatlı’nın konuşmalarının ardından, METYAP Projesi’ne ilişkin detaylı bir sunum yapılarak tanıtımı sağlandı. Sunumun ardından katılımcıların merak ettiği konular ve hususlar, Vali Masatlı ile İşyeri Tabanlı Mesleki Eğitim Daire Başkanı Süleyman Akgül tarafından açıklığa kavuşturuldu.

  • DAHA FAZLA YEMEK DEĞİL DAHA YARARLI BESİN SEÇMEK ÖNEMLİ

    DAHA FAZLA YEMEK DEĞİL DAHA YARARLI BESİN SEÇMEK ÖNEMLİ

    Gebelikte beslenme hem bebeğin büyüyüp gelişmesi hem de annenin gereksinimlerinin karşılanması nedeniyle dikkat edilmesi gereken konuların başında geliyor. Bebeğin tek besin kaynağı annenin dengeli ve düzenli beslenmesi, bebeğin sağlıkla dünyaya gelmesi için büyük önem taşıyor. Gebelik dönemindeki kadınların enerji ihtiyaçları artıyor. Ayrıca vitamin ve mineral eksikliği gebelik sürecinde ortaya çıkıyor ve eksik olan vitamin ve minerallerin tamamlanması gerekiyor. Bu nedenle anne adaylarının uzmanların önerilerini dikkate alarak beslenmeye önem vermesi gebelik sürecinin sağlıklı geçirilmesinde altın standart oluyor. Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ömer Furkan Kaçar, gebelikte doğru beslenme hakkında bilgi verdi. Daha fazla yemek değil daha yararlı besin seçmek önemli Sağlıklı bir gebelik süreci ve sonunda sağlıklı olan bir bebeğin doğması için anne adayının dengeli beslenmesi gerekir. Hamilelik sürecinde kadınlar fazla besin almayı değil, dengeli olarak beslenmeyi tercih etmelidir. Ana öğünler arasına ara öğünler koyarak, günlük enerji ihtiyacını düzenli olarak karşılamalıdır. Gebeliğin ilk 3 ayından sonra hormonlar düzene girer ve anne adayı daha rahat bir hamilelik geçirmeye başlar. Gebelikte beslenme hamileliğin 3.ayından sonra daha önemli bir rol oynamaktadır. Bebek de anne karnında büyüdüğü için bu dönemde öğünler 2 katına çıkarılmalıdır. Yani 3 ana öğün arasına 3 ara öğün sıkıştırılmalıdır. Bu ara öğünler meyve, süt, yoğurt gibi kan şekerini ayarlayacak besinler olabilir.Folik asit alımına özen gösterinBebeğin kilo alması tamamen annenin sağlıklı beslenmesi ile ilgilidir. Gebeliğin son üç aydaki döneminde anne adayının kilosu ve beslenme şekli, bebeğin doğum ağırlığını belirler. Gebelik başlangıcında uygun bir kiloyla gebe kalmış olan kadın, düzgün ve doğru beslendiğinde gebelik süresince yaklaşık olarak 9-12 kg alır. Hamile kadınlar günde 80 g protein, 1,5 g kalsiyum, 30-60 g demir, A, B1, B2 ve C vitamini ihtiyacı duyar. Bunları beslenme listesinde olan yiyeceklerden düzenli olarak almalıdır. Folik asit alımı çok önemlidir, hatta gebe kalmadan önce başlanması büyük önem taşır. Bu vitamin gebelikte nöral tüp defekti adı verilen anomalinin önlenebilmesi açısından gereklidir.Gebelik sürecinde proteinden zengin besleninÖzellikle ikinci ve üçüncü üç ay dönemlerinde, hamilelikte beslenme adına bebeğin gelişimi için protein önemli bir besin maddesidir. Öğlenleri tavada pişmiş yumurta ya da omlet tercih edin.Akşam yemeklerinde somon filetoya yer verin. Salatanıza nohut ya da siyah fasulye ekleyin. Balık da mükemmel bir protein kaynağıdır ve bebeğin beyin gelişimine katkıda bulunur. Ancak midye ve cıva zengini balıklardan kaçının. Az su tüketmek gebeliği riske sokabilirHamilelikte ortalama 10 bardak sıvı tüketilmesini tavsiye edilir. Su, meyve suları, kahve, çay ve alkolsüz içecekler günlük sıvı ihtiyacını karşılar. Ancak bazı içeceklerde şeker oranı yüksektir ve bu da istenmeyen kilo artışına sebep olabilir. Hamilelik ilerledikçe, çok az su tüketmek prematüre doğum ya da erken doğuma sebep olabilir.

  • VALİ MASATLI 112 ACİL ÇAĞRI MERKEZİ KOORDİNASYON KURULUNA BAŞKANLIK ETTİ

    VALİ MASATLI 112 ACİL ÇAĞRI MERKEZİ KOORDİNASYON KURULUNA BAŞKANLIK ETTİ

    Amasya Valisi Mustafa Masatlı Başkanlık ettiği 112 Acil Çağrı Merkezi Koordinasyon Kurulu toplantısında, 112 Acil Çağrı Merkezlerinin acil yardım hatlarını tek bir çatı altında toplanmasıyla halkımıza dünya standartlarında hizmet sunulmaktadır dedi.Vali Masatlı, 112 Acil Çağrı Merkezi Koordinasyon Kurulu Toplantısına başkanlık etti. Toplantıda ayrıca Vali Yardımcısı Bekir Sıtkı Dağ, Amasya Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Şahin ile kurul üyesi kurumların İl Müdürleri yer aldı.Vali Masatlı, 112 Acil Çağrı Merkezlerinin acil yardım hatlarını tek bir çatı altında toplayarak, hizmetin etkin bir şekilde yürütülmesine katkı sağladığını vurgulayarak şunları ifade etti: “Geldiğimiz noktada, Sağlık Teşkilatı, Emniyet, Jandarma, Merkez ve İlçe İtfaiyeleri, AFAD ve orman yangın ihbar hattı sisteme entegre edilmiştir.Bu merkezle birlikte insan gücü ve maddi kaynaklar bakımından tasarruf sağlanmış ve çeşitli kurumlarca verilen hizmetlerin takibi de kolaylaşmıştır. Bu sistem ile halkımıza dünya standartlarında hizmet sunulmaktadır.” Diye konuştu.Vali Masatlı’nın konuşmasının ardından 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü İbrahim Şimşek tarafından Müdürlüğün faaliyetlerine ilişkin sunum yapıldı.

  • BU YOLLAR SENSİZ OLMAZ

    BU YOLLAR SENSİZ OLMAZ

    Kızılay, tanıtımını yaptığı ve “Bu Yollar Sensiz Olmaz” temasıyla hayata geçirdiği projeyle trafik ve yol güvenliği ile afetlere hazırlıklı olma, tanık oldukları afetleri ihbar etme, afetzedelere yardım ulaştırma konularında uzun yol şoförlerinden destek almayı amaçlıyor.Türk Kızılay Amasya Şube Başkanı Mahmut Albayrak, uzun yol şoförlerinin dünyasını daha yakından tanımaya, kişisel ve ailevi sorunlarına çözüm önerileri üretebilmeye ve özellikle de afet sonrasındaki hizmetlere dönük katkılarını almaya yönelik veriler elde etmek amacıyla Kızılay Akademi tarafından “Bu Yollar Sensiz Olmaz” temasıyla Uzun Yol Şoförlüğü Araştırma Projesi başlatıldı dedi. Projeyle, taşımacılık sektöründe çalışan uzun yol şoförlerinin sosyopsikolojik özelliklerini ayrıntılı şekilde inceleneceğini belirten Albayrak, “uzun yol şoförleriyle yolculuk yapılacak, yolculuk boyunca mülakatlar gerçekleştirilecek. Uzun yol şoförlerinin çalışma süreçleri hakkında derinlemesine bilgi edinmek ve sorunlarına bir nebze de olsa çözüm önerileri üretmek amacıyla yapılacak 12 aylık çalışma sonucunda, onlardan trafik ve yol güvenliği ile afet gönüllüsü olmaları için destek alınacak.“Şoförlerin afet zamanlarında fedakarlıklarına şahit oluyoruz”​​​​​​Kızılay’ın kurulduğu andan itibaren ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştıran bir kurum olduğunu söyleyen Albayrak, “Hem kendi şoför arkadaşlarımız için hem de ülkemizin ürünlerini bir yandan bir yana taşıyan uzun yol şoförleri için, onların durumlarını, çalışmalarını, hayatlarını, ailelerini ve geride bıraktıklarını ele alan, onlara daha iyi çalışma şartları sağlayacak bir çalışma yapmak için Kızılay Akademi devreye girdi. Plan çerçevesinde akademisyenlerin şoförlerle yola çıkarak çalışma hayatlarını inceleyeceklerini ve yapılması gerekenlerle ilgili kendilerine bilgi vereceklerini anlatarak, böylece şoförlerin düzgün ve iyi şartlarda çalışıp daha mutlu şekilde hizmet edeceğine inanıyoruz.Tüm Türkiye’yi ve dünyayı gezen uzun yol şoförlerimizden ‘Biz bu işi yapıyoruz, mutluyuz ama geride bıraktıklarımızın durumuyla ilgili endişelerimiz var. Onların eğitimleri, sağlıkları gibi konularda bazen tedirgin oluyoruz.’ diye düşünenler için birtakım politika önerileri hazırlayacağız. Bunları hükümetimize sunacağız. Böylelikle çok kıymetli iş yapan bu insanlarımıza bir değer vermiş olacağız. Çalışmamızın birinci çıktısı bu olacak. İkincisi ise afet farkındalık eğitimi, ilk yardım eğitimleri verdiğimiz bu arkadaşlarımızdan seferleri esnasında rast geldikleri herhangi bir afeti bir an önce bize bildirmelerini isteyeceğiz. Ayrıca onlara, afetin durumuna ve aldıkları eğitime göre müdahale etmelerini, kazalarda da aldıkları ilk yardım eğitimleri doğrultusunda müdahalede bulunmalarını, orayı hemen kontrol altına almalarını öğreteceğiz.” Diye konuştu.

  • İL MÜFTÜSÜ DURMUŞ AYVAZ’IN MİRAÇ KANDİLİ MESAJI

    İL MÜFTÜSÜ DURMUŞ AYVAZ’IN MİRAÇ KANDİLİ MESAJI

    Bu gece, içinde birçok ilahi hikmeti, sırrı ve bereketi barındıran Miraç kandilini hep birlikte idrak edeceğiz.Miraç, Mekke döneminde, risaletin zor zamanlarında, Sevgili Peygamberimizin, bir gece, Mescidi Haramdan Mescid-i Aksa’ya, oradan da semaya yaptığı ve Yüce Yaratan’ın sonsuz kudretinin eserlerini temaşa ettiği hikmet yüklü yolculuğu ifade etmektedir.Bu gece, Kur’an-ı Kerimde; “ Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescidi Haramdan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz o, layıkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” şeklinde beyan edilmektedir.Yeryüzünün iki mübarek mabedi olan, Mescid-i Harâm ve Mescid-i Aksâ’dan göklere uzanan bu kutlu yolculuk, Peygamberimizin şahsında insanlığın önüne açılan büyük bir ufuk, Allah’ın rahmetine, azametine ve kudretine görkemli bir şahitlik, varlığın özüne ve anlamına yapılan ciddi ve samimi bir yolculuktur.Miraç; ferdi, toplumu ve bütün insanlığı yücelten ve yükselten değerlerle buluşarak, zamanın önemini idrak ve sorumluluk bilinci ile her türlü kötülüklerden arınma ve ilahi emirlere teslimiyet göstererek, yüce mertebelere ulaşma azmini kuşanmaktır.Miraç; günde 5 vakit namaz ile yükselişin manası, hikmeti, hakikati ve evrensel mesajlarını yaşayarak Âlemlerin rabbinin sonsuz rahmet ve merhametine ulaşmaktır. Miraç, paylaşma, dayanışma, sevgi, saygı ve güzel ahlak gibi değerlerle insani yükseliş için büyük bir fırsat; merhameti azalan kalplerin, eşref-i mahlûkat olma bilinci zayıflayan insanın yeniden dirilişi için en büyük imkândır.Miraç; varoluşun gaye ve hikmetini anlayarak, kendisi, çevresi ve Rabbiyle barışık, huzur ve güven içinde bir hayatın; kan, gözyaşı, işgal, yoksulluk ve sefaletin olmadığı bir dünyanın inşası için çalışmaktır. Mümin yüreklerin manevi duygu ve hislerle coştuğu bu gecelerde, bütün insanlığın huzuru ve iyiliği için yapacağımız içten ve samimi dualarımız, miracın bize sunduğu en büyük imkândır.Miracın bize hatırlattığı değerlerin en önemlisi elbette Mescid-i Aksa’dır. Mescidi Aksa özgür değilse Müslümanların ruh ve gönül özgürlüğü de yok demektir. Bu mukaddes gecenin, Mescid-i Aksa bilincini, özlemini ve gayretini artırarak, miracın mabedinin selametine, işgal ve zulmün bertaraf edilmesine vesile olmasını temenni ediyorum. Kullukta ve insani değerlerde en yüce mertebelere yükselişi simgeleyen Miraç Gecesinin, zihinlerimize berraklık, kalplerimize ferahlık, akıllarımıza genişlik ve hayatımıza huzur getirmesi dileği ile aziz milletimizin ve bütün İslam âleminin Miraç Gecesini tebrik ediyor, bu gecenin bütün Müslümanların birlik, beraberlik ve kardeşliğinin pekişmesine ve insanlığın barış, huzur ve hidayetine vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum

  • 28 ŞUBAT DARBESİNİN İZLERİ SİLİNMELİDİR

    28 ŞUBAT DARBESİNİN İZLERİ SİLİNMELİDİR

    Eğitim Bir-Sen Amasya Şube Başkanı Kerem Camcı, “Darbe, toplumları ve ülkeleri kontrol altında tutmak için geliştirilen emperyalist bir mekanizmadır.28 Şubat, emperyalist düzenek olma vasfını bütün yönleri ve yöntemleriyle ortaya koyması, baskı, dayatma, zulüm bağlamında sınır tanımaması yönüyle ‘postmodern darbe’ olarak tanımlanması gibi özellikleriyle önceki darbelerden farklıdır.” dedi.

    Camcı sözlerine şöyle devam etti.

    25 yıl önce yapılan, insan hakları, düşünce ve demokrasi tarihimizde bir kara leke olarak anılan/anılacak olan bu darbeyle, ülkenin maddi ve manevi kaynaklarının yok edilerek milletin dize getirilmesi amaçlanmış; hayatın her alanında, ancak kaba sömürgecilerin işgalinde yaşanacak zulüm ve baskı düzeni egemen kılınmıştır.

    28 Şubatçı ihanet şebekesi, asker, yargı, siyaset, medya, iş çevreleri ve kimi sözde sivil toplum kuruluşlarındaki iş birlikçileri ile bir dizi yasa dışı ve gayrimeşru uygulamayı zorbaca dayattılar. O gün milletimizin bin yıl boyunca tarihe ve nesiller boyu ruhumuza kök salmış yerli ve millî değerlerine açıktan savaş açılmıştır. Millet iradesinin özgür seçimle iktidara getirdiği hükûmetin yürütme hakkı gasbedilmiş, demokrasi yara almış, fikir özgürlüğü ayaklar altına alınmış, ekonomi çökertilmiş, banka kasaları boşaltılmış, hazine soyulmuş, milyonlarca insanımız inancından ve düşüncelerinden dolayı fişlenmiş, taciz edilmiş, hakarete uğramış, sorgulanmış, yargılanmış, binlerce kişinin işine son verilmiş, özetle ülke ve millet her bakımdan mağdur edilmiştir. Darbenin, siyasal iktidarın ülkeyi her alanda düzlüğe çıkarmaya başladığı bir dönemde tezgâhlanması çok manidardır.

    Postmodern darbeyi yapanlar, çok aşağılık bir uygulamayla yargıyı, medyayı, siyaset ve sivil toplum kuruluşlarını silah gibi kullanmıştır. Brifinglere göre karar veren yargı, talimatla manşet atıp gündem belirleyen medya, kimi sözde sendikalar da dâhil varoluş kaynak ve amaçlarına ihanet eden sivil toplum örgütleri, millî iradeye kurulan komplonun en büyük destekçisi ve suç ortakları olmuştur. Keyfî uygulamalarla, zorbalıklarla sürdürülen toplum mühendisliğinin millî değerlere düşmanlığının, başörtüsü yasağı ve eğitime operasyon üzerinden hâkim kılınmaya çalışılması düşündürücüdür. Bu gerekçeyle üniversitelerde başörtülü kızlar ikna odalarına alındı, turnikelerden geri çevrildi, eğitim hakları ellerinden alındı. Kur’an kursları, vakıfların faaliyeti yasaklandı. Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitime geçildi. İmam hatiplere düşmanca tavırlar alındı, katsayı uygulamasıyla bu okullarla birlikte meslek liselerinin önü kesildi.

    Sendika olarak, kendilerini milletin ve iradesinin üstünde görenleri, milletin tanklarını ‘demokrasiye balans ayarı’ çekmek için kullananları millet düşmanı ve emperyalist uşağı olarak kodladık. Postmodern darbeye, mevzuatına, uygulamalarına ve müktesebatına karşı her zeminde mücadele ettik. Bu mücadelenin sivil toplum olmanın, emek mücadelesi vermenin yüklediği doğal sorumluluklar olduğunu kabul ettik ve bu gerçeğin altını çizdik.

    O dönemde ikna odaları kuranları, üniversite kapılarına turnike koyduranları, başörtülü kızlarımıza şiddet uygulayanları, cuntanın yanında ve emrinde hazır olda durup millî iradeye, demokrasiye ve hürriyete yönelik taciz suçlarına ortak olanları unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

    Bugünden geçmişe bakıldığında, ‘bin yıl süreceği’ iddiasıyla millete namlu doğrultan cuntacıların milletin verdiği imkânları istismar ederek elde ettikleri kirli güç ve bu kirle inşa ettikleri kibir kuleleri; milletin ortaya koyduğu emsalsiz direnç ve Anadolu’yu medeniyet coğrafyasının umudu hâline getiren kadim bilinçle bizzat millet tarafından yerle yeksan edildi. Millet; hem sorumluluk hem de iradeyi ele aldı. Sonrasında ise darbecilere ve vesayetçilere yargı eliyle yaptıklarının hesabını sordu. Vesayet düzeneği ve düzenlemeleri ortadan kaldırıldı, düzeneğin faillerinden 21’i müebbet hapisle cezalandırıldı.

    Haksız yere ihraç edilenlerin, istifaya zorlananların göreve yeniden başlamalarına, açıkta geçen süreleri çalışmış gibi sayılmalarına, başörtülü olarak görev yapmalarına yönelik düzenlemeler yapıldı. Güne ve yarına dair sorunlar giderildi, ne var ki, geçmişteki kayıplar giderilmedi, vesayet döneminin verdiği zararlar tazmin edilmedi.

    28 Şubat’ın mağdurlarının haklarını tahkim, hukukunu tanzim ve zararlarını tazmin etme iradesi adaletin, inancın, izanın, ahlakın ve hukukun gereğidir. Bu irade, 28 Şubat’ın faillerini mahkûm etme iradesinden daha az önemli değildir. Adaletsizliği bitirecek, adaletin varlığını hissettirecek, vesayet mağdurlarının, 28 Şubat mazlumlarının hukukunu inşa edecek, haklarını ihya, itibarlarını iade, zararlarını tazmin edecek kararlar, kararnameler, kanunlar yürürlüğe koymak mazlum ve mağdurlara karşı borcumuz, tarihe ve geleceğe karşı ortak sorumluluğumuzdur.

    Eğitim-Bir-Sen olarak, millet iradesini yok sayan her türlü girişimi bir kez daha kınıyoruz. Ülkemizi dün 28 Şubat’ın yerli yabancı şer ortaklarına, onların karanlık emellerine asla teslim etmedik, bugün de yarın da teslim etmeyeceğiz.